Son Dakika
24 Temmuz 2017 Pazartesi

Çözüm Süreci’yle ilgili şok iddialar

07 Ekim 2015 Çarşamba, 14:08

Genelkurmay eski Başkanı Org. İlker Başbuğ, paralel yapının bir komplosu olduğu ortaya çıkan Ergenekon davası kapsamında Yargıtay’da verdiği ifadede, Çözüm Süreci’yle ilgili şok iddialarda bulundu.

İlker Başbuğ’un gündeme bomba gibi düşen ifadesinden ilgili bölüm aynen şöyle:

“Türkiye, 1984 yılından beri PKK terör örgütü ile mücadele etmektedir.

TSK yürütülen bu mücadeleyi şu stratejiye dayandırdı:

Terörle mücadele devlete ait bir görevdir. Bu mücadele devlet tarafından topyekun şekilde, milli gücün bütün unsurları kullanılarak, koordineli ve etkin şekilde yürütülmelidir.

Başta ABD olmak üzere uluslararası güç özellikle Irak’taki gelişmeleri de dikkate alarak, Türkiye’ye PKK terör örgütünün etkisizleştirilmesi için “siyasi çözüm”ün uygun olacağını ifade ediyorlar.

TSK ise yaşanılan sorunu hiçbir zaman “siyasi sorun” olarak görmedi. Sorun, “terör sorunu” idi.

“Siyasi Çözüm”ün önündeki temel engel, elbette TSK idi.

Zaten bu önemli noktayı; örgütün lideri şu sözleri ile ortaya koymuş idi:

“Ben Türk Ordusunu yenemem, Türk Ordusu çok güçlü. Türk Ordusunu yenemesem de öyle bir yüksek fatura çıkartırım ki, belirli bir konjonktür gelir, masaya oturmaya mecbur bırakırım. Hiçbir demokratik yoldan işbaşına gelmiş iktidar benimle masaya oturamaz. Bunu başta asker engeller.”

O zaman, TSK halkının gözünde itibarsızlaştırılmalı ve sesi kesilmeliydi.

Peki “siyasi çözüm” ile istenilenler nedir?

PKK, ulus devlete karşıdır. KCK sözleşmesinin önsözünde şöyle yazılmıştır:

“Ulus devlet sistemi 20. yüzyılın sonlarına doğru toplumsal gelişmenin, demokrasi ve özgürlüklerin önünde en ciddi engel durumuna gelmiştir. Çıkış yolu; Demokratik Konfederatif Sistem’dir.”

Bu nedenle, PKK’nın Türkiye’den istediklerinin başında; yapılacak bir anayasal reform ile “Kürt kimliği” nin anayasal olarak tanınması gelmektedir. Başlangıçta bu istek bazılarına çok doğal olarak gelebilir. Ancak, basit gibi görülen isteğin altında, esasen Türkiye’nin “iki milletli” bir devlete dönüştürülmesi yatmaktadır. Yani, ayrılıkçı Kürtlerin ayrı bir millet olma iddiasıdır, asıl gerçekleştirilmek istenilen. Biliniz ki, ayrı bir millet olma iddiasını, ayrı bir siyasal egemenliğe sahip olma iddiası takip eder.

Başımızı kuma gömmeyelim, bugün Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı büyük sorunun arkasında; temelde iki ayrı millet olma iddiası ve davası yatmaktadır.

Ayrı millet olma iddiası ayrılıkçı düşüncenin tepe noktasına ulaştığını göstermektedir.

Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran ebedi başkomutanımız Mustafa Kemal Atatürk ise çözümü; Türk Milletini şöyle tanımlayarak ortaya koymuştur:

“Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran, Türkiye halkına Türk milleti, denir.”

Peki, PKK siyasi çözüm kapsamında başka ne istemektedir?

Uluslararası Kriz Grubu Türkiye Direktörü 1 Aralık 2014 günü bir gazetede çıkan röportajında bu soruyu şöyle cevaplandırıyor:

“Kandildekiler bağımsız Kürdistan fikrinden vazgeçme konusunda çok daha az hevesliler. Gelecekte, Türkiye’nin güneydoğusunu kendilerinin yöneteceğine dair bir düşünceleri olduğunu anlıyorsunuz. Evet, bu demokratik özerklik bir anlamda.”

Bazıları ise, demokratik özerklik yerine AB’nin “Yerel Yönetimler Şartı”nın uygulanmasını istediklerini ileri sürmektedirler.

Avrupa Birliği’nin ileri sürdüğü “Yerel Yönetimler Şartı”nın Demokratik özerklik ile hiçbir benzerliği yoktur.

Demokratik özerklik, Irak’ın kuzeyinde olduğu gibi yasama, yürütme ve yargı erklerine sahip bir federe devlet statüsüdür.

Bu statü, Anayasanın üniter devlet yapısına aykırıdır.

Bu konuda, şunu da hatırlatmakta yarar var;

Egemenliğin, örneğin özerklik uygulanmasının, bölgesel bir grupla paylaşılması kararını, o bölgesel grup kendi başına veremez. Çünkü, böyle bir karar ülkede yaşayan bütün vatandaşları etkileyecektir. Bu nedenle, bu şekildeki kararlar, ancak o ülkenin bütün vatandaşlarını temsil eden ve olağanüstü durumlarda, ancak “Kurucu Meclis” ler tarafından verilebilir. Boşa hayallere kapılmayın.

Türkiye’den istenilenler bunlar ise; elbette buna hep karşı olduk, olmaya da devam edeceğiz. Bu nedenle hedef alınacaksak, hedef alınmaya her zaman hazırdık ve hazır olmaya da devam edeceğiz. Bedeli ne olursa olsun.”

Bir önceki yazımız olan Açılım”ın Perde Arkasına Dair BOMBA İddia başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz