Son Dakika
17 Kasım 2017 Cuma
19 Ekim 2017 Perşembe, 13:44
Orhan Kılıçoğlu
Orhan Kılıçoğlu .@ulkucutavir.com Tüm Yazılar

Türkçülüğü birde benden DİNLE

Ey Türkoğlu!
Türkçülüğe sarıl,
Türk’ü yaşat ki insanlık yaşasın,
Mazlum ve mağdurlar sevinsin,
Hilâl, Haçın önünde mağdur kalmasın.

Evet Türkçülüğü bir de benden dinle, sonra sus, edebinle otur ve bir daha aklın ermediği konularda ileri geri konuşma haddini bil!
Türkçülük, İslâmı Türk gibi yaşamaktır!
Türkçülük, Satuk Buğra Han’ın yolunda yürümektir!
Türkçülük, Sultan Alparslan’la Anadolu’ya İslâm’ın kapısını açmaktır!
Türkçülük, Teslis coğrafyası olan Anadolu’yu Tevhit coğrafyası yapmaktır!
Türkçülük, Kılıçarslanlar gibi İslâmı boğmaya çalışan salibe haddini bildirmektir!
Türkçülük, Hoca Ahmet Yesevi, Hacı Bektaşi Veli ve Yunus gibi düşünebilmektir!
Türkçülük, Atatürk’ün emaneti olan Türkiye Cumhuriyeti Devletini yaşatmaktır!
Türkçülük, bin yıl sonra doğacak kız çocuklarının iffetlerini bugünden düşünmektir!
Türkçülük, yaratanın hatırı için, yarattığı her canlıya merhamet beslemektir!
BİR ŞEY DAHA VAR!
İslâm’ı o özendiğiniz Araplar gibi yaşarsan;
Bir avuç melun yahudinin oyuncağı olursun!
Şayet İslâmı Türk gibi yaşar isen;
O dinin bayraktarı olup TEVHİT SANCAĞINI Avrupa’nın göbeğine kadar götürüp dikersin.
KULAK VER EY ŞAŞKIN!
Benim Türk olarak dünyaya gelişim Allah’ın ilâhi bir muradıdır.
Cenab-ı Allah, benim Türk milletinin bir mensubu olarak dünyaya gelmemi murad eyledi ve ben Türk olarak doğdum.
Benim Türklüğüm, Allah’ın muradının tecellisinden ibarettir.
Allah’ın muradına saygı göstermem ve bu tecelliye sadık kalarak onu muhafaza etmem de Türkçülük anlayışımın temel unsurudur.
Türkistan piri Ahmet Yesevi ‘’Türlük kaderimdir’’ der.
‘’Amentü billahi, ve melâiketihi, ve kütübihî ve rusülihi ve’l yevmi’l- ahiri ve Bİ’L- KADERİ’’ derken, burada kadere inanıp iman ettiğimizi belirtiriz ki bu imanın 6 şartından biridir.
Benim Türk milletine mensup olarak doğuşum ilâhi bir takdir ve tecellinin neticesiyledir.
Yaratan yüce Allah, bana Türklüğü kader biçmiştir ve de kadere inanmayı kendine iman etmenin şartı koymuştur.
Türklüğün, ilâhi bir kader ve tecelli olduğu bilinip, rıza gösterilip muhafaza edilerek yaşanması ve yaşatılması dolaysıyla Türkçülüktür. Türkçülük dini bir vecibedir dersek yanlış konuşmuş olmayız.
TÜRKLERİ İTLERE NASIL ANLATSAM?
Her kim ki Müslüman olduğunu söylediği halde Türk’e düşmanlık ve onun varlığını inkâr ediyorsa, bilinmelidir ki bu yaratık;
Ne gerçek bir Müslümandır ve ne de insandır.
Bu gibilerin boyunlarında, fanilalarının altında gizledikleri mutlaka bir Haç kolyeleri vardır!
Hava, Toprak, Su ve Türk;
Hava, toprak, su ve Türk, Allah’ın insanlığa bahşettiği dört büyük nimettir.
İlk üçüyle insanlık âleminin biyolojik varlığı devam ederken,
Yine bu insanlık âlemi, Türk’ün hâkim olduğu coğrafya da her zaman için mal, can, ırz ve namus emniyetleri sağlanmış olacağından dolayıdır ki insan şerefine yaraşır bir hayat sürerler…
MİRAÇ VE TÜRKLER
İşte oku bak!
Miraç’ta Türkler,
Kıskanın çatlayın pireler, bitler!
Hz. Muhammed sav kanatlı atı Burak’ın sırtında göklere yükseldiği “Mirâç Gecesinde” gök katlarında kendinden önceki peygamberleri görür. Bunlar arasında birini tanıyamaz ve Cebrail’e bunun kim olduğunu sorar.
Cebrail. “Bu peygamber değildir, bu sizin ölümünüzden üç asır sonra dünyaya inecek olan bir ruhtur. Türkistan’da sizin dininizi yayacak olan bu ruh ABDÜLKERİM SATUK BUĞRA HAN adını alacaktır” cevabını verir…
Hz. Muhammed sav yeryüzüne döndükten sonra, her gün İslâmiyet’i Türk ülkesine yayacak olan bu insan için dua etti.
Hz. Muhammed’in arkadaşları da bu ruhu görmek istediklerinde, Hz. Muhammed sav dua edince anında, başlarında Türk başlıkları bulunan silâhlı kırk atlı göründü. Satuk Buğra Han ve arkadaşları selâm verip uzaklaştılar. Bu olaydan üç asır sonra Satuk Buğra Han, Kaşgar Sultanının oğlu olarak dünyaya geldi.
Satuk Buğra Hanın doğduğu gün;
Yer sarsılmış, mevsim kış olduğu halde bahçeler, çayırlar çiçeklerle örtülmüştü.
Falcılar bu çocuğun büyüyünce Müslüman olacağını söyleyerek öldürülmesini isterler. Annesi ‘’Satuk Buğra Hanı Müslüman olduğu zaman öldürürsünüz.” diyerek ölümden kurtarır.
Satuk Buğra Han, 12 yaşında arkadaşlarıyla birlikte ava çıkmaya başlar. Avda oldukları günlerden birinde kaçan bir tavşanın arkasından hızla koşarken arkadaşlarından uzaklaşır.
Kaçan tavşan durur ve bir ihtiyar insan görünümü kazanır.
Satuk Buğra Han’ın, sonradan Hızır olduğunu anladığı bu yaşlı kişi ona Müslüman olmasını öğütler ve İslâmiyet’i anlatır.
Satuk Buğra Han, Kaşgar hükümdarı olan amcasından islâmiyeti kabul etmesini ister. Kaşgar Hanı ise Müslüman olmayacağını söyler. Satuk Buğra Han’ın işaretiyle yer yarılır ve hükümdar toprağa gömülür.
Satuk Buğra Han hükümdar olur ve bütün Türk ülkeleri onun idaresinde İslâmiyet’i kabul ederler. Satuk Buğra Han ömrünü Müslümanlığı yaymak için mücadele ile geçirmiştir.
Menkıbelere göre Satuk Buğra Han’ın düşmana uzatıldığında 40 adım uzayan bir kılıcı varmış ve savaşırken etrafına ateşler saçıyormuş.
96 yaşında Tanrı’dan davet almış bu sebeple Kaşgar’a dönmüş ve hastalanarak burada ölmüştür. Mekânı cennet olsun.
BÖYLESİ BÜYÜK BİR MİLLETE KİN BESLEYENLER!
Şayet Türk milleti Anadolu’yu yurt tutmamış ve bu topraklar üzerinde bin yıldır hükümran olmamış olsaydı acaba o gizlediğiniz soylarınız bu günlere ulaşabilecek miydi?
Asla bu günlere ulaşamazdınız!
Çünkü Türkler gelmeden önceki Anadolu, çeşitli kavgalar, istilâlar sonucu kemik kokan bir ‘’Kavimler mezarlığından’’ ibaretti.
Ve şimdi siz bu ‘’Kavimler Mezarlığında’’ her an köpeklerin eşeleyerek çıkartacağı necis bir kemik parçasından ibaret olacaktınız!
MÜSLÜMANLIĞINIZA GELİNCE;
Bunca nimeti sizlere sunan,
Sizleri daima kayıran, doyuran,
Sizleri koruyup ve de kollayan,
Sizleri cephelere dahi sürmeyen,
Sizlerden bugün de esirgemediği gibi hiçbir devlet makamını esirgemeyen,
Bir Ermeni tebaanın şikâyeti sonucu koca padişahının elinin kesilmesine karar verebilecek kadar adil olan Türk milletinin ismine, kimliğine, devletinin üniter yapısına karşı bu inkârınız, kininiz, husumetiniz, Türk’ün devletini parçalamak için acımasızca katliamlara girişen bölücü eşkıya ile çözüm masalarına oturmanız, sizin Müslüman olmayı bırak, insan bile olmadığınızın en büyük delilidir…
ADİLİKLERİNİZ KARŞISINDA TÜRK’Ü YENİDEN TÂRİF ETMEK GEREKİRSE!
”Gölgesinde yaşayıp, nimetlerinden, adâleti ve merhametinden istifade ederek semiren ahde vefasız nankör köpeklerin hedefi olan mazlum ve mağdur bir milletin adıdır Türk”
Namaz, İslâm’ın şartı,
Dinin direği, mümin in mirâcıdır.
Mirâç, yükselmek demektir.
Namazını eda ile yüksel ey Türkoğlu,
Senin için yükselmenin hududu yoktur.
Ey Türkoğlu!
Türkçülüğe sarıl,
Türk’ü yaşat ki insanlık yaşasın,
Mazlum ve mağdurlar sevinsin,
Hilâl, Haçın önünde mağdur kalmasın.
ORHAN KILIÇOĞLU

Bir önceki yazımız olan İçişleri'nden 81 ile 'şehit cenazesi' talimatı! başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz