Son Dakika
26 Mayıs 2017 Cuma
08 Aralık 2014 Pazartesi, 13:11
İhsan Serin
İhsan Serin ihsanserin@gmail.com Tüm Yazılar

Türk Görünümlü YAHUDİLER

Allah’ın varlığını yok sayan ve Türklüğü inançtan daha üstün görenler…! Evet dünya da sapıtmış zihniyetler toplumları var eden değerleri kendilerince bir takım yerlere çekiştirip şekil vermeleri ve kendilerine göre uydurdukları yapıyı diğerlerine dayattıklarını görmekteyiz. Bu gerek din gerekse siyasi anlamda olsun her alanda mevcuttur. Türkçülük alanında da bu fazlasıyla mevcuttur. Özellikle Nihal Atsız gibi bir Türk büyüğünü kendi kirli […]

Allah’ın varlığını yok sayan ve Türklüğü inançtan daha üstün görenler…!
Evet dünya da sapıtmış zihniyetler toplumları var eden değerleri kendilerince bir takım yerlere çekiştirip şekil vermeleri ve kendilerine göre uydurdukları yapıyı diğerlerine dayattıklarını görmekteyiz. Bu gerek din gerekse siyasi anlamda olsun her alanda mevcuttur.
Türkçülük alanında da bu fazlasıyla mevcuttur. Özellikle Nihal Atsız gibi bir Türk büyüğünü kendi kirli fikirlerine alet edenlerin bir an evvel bu acziyetten kurtulmaları gerekmekte.
Nihal Atsız’ın sözlerinden bir tanesinde; “Milleti yapan unsurlardan biri de din olduğuna göre, Türklerin dini üzerinde de durmaya mecburuz. Hiç şüphe yok ki, Türklerin dini Müslümanlıktır. Eski dinimiz olan Şamanlık’dan da bazı unsurlar alarak bir Türk Müslümanlığı haline gelen bu din, on yüzyıldan beri bizim milli dinimiz olmuştur” demektedir.
Aynı zamanda Atatürk’ü de bu kirli oyunlarına alet eden solcular, din tüccarları gibi onlar da iftira ve hakaret etmektedir. Atatürk’ün sözlerinden sadece bir tanesinde; “Ey millet, Allah birdir, şanı büyüktür. Allah’ın selameti, sevgisi üzerinize olsun. Peygamberimiz Efendimiz Hazretleri Allah tarafından insanlara dini gerçekleri duyurmaya memur ve elçi seçilmiştir. Bunun temel esası, hepimizce bilinmektedir ki, Yüce Kuran’daki anlamı açık olan ayetlerdir. İnsanlara feyz ruhu vermiş olan dinimiz son dindir. En mükemmel dindir. Çünkü dinimiz akla, mantığa, gerçeğe tamamen uyuyor ve uygun düşüyor.” (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, cilt 2, S.93)
Atatürk’ü ve Nihal Atsız’ı önder olarak gösterip fikir kaosu yapan bu fikirsizlerin arasında genelde Yahudi olduğu yazılarından apaçık anlaşılan siyonist kafirlerin de olduğu ortadadır.
Bir sosyal medya da;
“Arapların pis dilini kullanmayacağım”
“Pis Arapın pis dinini istemiyorum”
“Allah diyeceğime Yahuda derim daha iyi” burada yazamayacağım daha da küfür ve hakaretler.
Öncelikle şunu belirlemek gerekmektedir. Her insan Müslüman olarak doğar. Bunu Hristiyan din adamları da çok iyi bildiklerinden doğan çocuğun bizde melek kadar günahsız olmasına rağmen onlarda günahkar olduğu için hemen vaftiz edilmektedir.
Daha açık yazmak gerekirse; ilk başa, başlangıca gitmek gerekmektedir.
Hz. Allah (CC) Hz. Adem’i yarattı. Ona vahiy etti ve ilk peygamberlik görevini tebliğ etti. Hz. Adem diğer tüm peygamberler gibi Allah katındaki tek din olan İslam peygamberiydi ve Müslümandı. Yani henüz ırklar, kavimler ortada yokken İslam dini vardı.
Sonra Adem’in çocukları oldu, onların da çocukları derken kavimler şekillendi.
Ancak hala “Irk” ayrımı oluşmamıştı. Nuh Tufanı olarak bilinen ve tüm dünyayı etkileyen olay gerçekleşti. Hz. Nuh’da Hz. Adem ve diğer tüm peygamberler gibi İslam peygamberiydi.
Hz. Nuh’un çocukları oldu, onların da çocukları. Bundan çok çok daha sonraları kavimler oluştu. Allah her kavime farklı dil öğretti. Kendilerine coğrafya ve yaşam biçimlerine göre kültürler, gelenek ve görenekler oluşturdular. Kendi dil ve kültürleri ile farklı coğrafyalarda yaşamaya başladılar.
Sonraları kendi aralarında savaşmaya başladılar ve bunu bazen din adı altında yapsalar da gerçekte iktidar sahiplerinin daha fazla alana sahip olma hırsından kaynaklanmasıydı. Siyaseti geliştirmiş olan insanoğlu artık toplum yaşamını buna göre şekillendiriyor buna göre yaşıyordu.
Türk kavmi de buna benzer bir yaşam sürse de genel itibariyle farklı davranışlar sergilemektedir. Türk halkı savaşçı bir millet olarak bilinmesinin yanında savaşın kati kuralları vardır. Keyfi ya da bir hırs ile savaş yapılmamakta bunun yanında zayıf olan düşmana karşı acıma duygusu ile yaklaşılmaktaydı.
Hz. Allah her kavime bir peygamber gönderdiğinden bahsetmektedir. Türk kavmine kayıtlı ya da rivayetlerle bilinen bir peygamber ya da Allah’ın elçisi tespit edilmemiştir. Kimi tarihçiler Zülkarneyn’in Türk olduğu ve hatta Zülkarneyn’in Oğuz Kağan olduğunu iddia etseler de bunun gerçekliği tam olarak tespit edilememiştir.
Şimdi Ayetlerin ışığında bu konuyu aydınlatmaya çalışalım: Cenab-ı Allah, Kur’an-ı Kerim’inde; “Andolsun ki biz, Allah’a kulluk edin diye her Ümmet’e bir Peygamber gönderdik…“(Nahl s.36) buyurmaktadır.
Bir başka Ayetinde; “Rabbin, kendilerine ayetlerimizi okuyan bir Peygamberi memleketlerinin ana merkezine göndermedikçe, o memleketi helak edici değildir.” (Nahl s.59) buyurmaktadır. Her kavme mutlaka bir Peygamber gönderildiğini bu iki Ayet-i Kerim’den anlamaktayız.
Diğer peygamberler “Kavim Peygamberidirler” buna hiç birimizin itirazı yok.
Bu üstünde durulması gereken önemli bir konudur. Türkler İslam inancı öncesinde İslam’a benzer bir yaşam biçimi sürdüklerine göre bu bize bir peygamberin geldiğini göstermektedir. Hz. Muhammed, son peygamberdir ve bütün alemlere rahmet olarak gönderildiğine iman ettik. Kainat onun hürmetine yaratıldı. Bütün insanlar, cinler ve peygamberler ondan şefaat dileyecekler. O bütün kainatın peygamberidir.
Bu İman ve İnanç çerçevesi içerisinde kalarak, bu güne kadar diğer kavimlerin peygamberlerinin bilindiğini, ancak Türk kavmine gönderilen peygamberin kasıtlı olarak gizlendiği düşünmekteyim.
Yaptığım araştırmalar sonucu Bilge Kağan ve Kuran’ı Kerim’in içindeki sureler arasında bir benzerlik olduğunun farkına vardım. Bilge Kaan Orhun Kitabelerinde; “Ben Türk Bilge Kağan, doğuda gün doğusuna, güneyde gün ortasına kadar, batıda gün batısına, kuzeyde gece ortasına, kadar hep milletler bana bağlı, bunca milleti hep düzene soktum, ilerlettim, doğruya soktum ordu sevk ettim. Tanrı yardım ettiği için milletime gözle görülmeyen kulakla işitilmeyen yerler kazandım. Tanrı buyruğu olduğu için devletli olduğum için, size Kağan oldum. Tanrı yardım ettiği için dört yöndeki milleti derleyip toparladım. Ey Türk Milleti; Üstte Gök çökmedikçe, altta yer delinmedikçe, ilini töreni kim bozabilir. Ey Türk Milleti; Titre ve kendine dön.
Günümüz anlamı; Gittiğim yerlerde güneşin kavurduğu, güneşin battığı, son millete gittim, sonra dünyanın öbür ucuna güneşin doğduğu yere vardım. Oradaki milleti egemenliğim altına aldım. Birbirleriyle çekişmelerine son verdim. Ordumla Tanrı buyruğu olarak adalet getirdim. Tanrı buyruğu olarak bunları yaptım.
Kur’an-ı Kerim; Kehf 85 – 90 Ayet; “O da bir yol tutup gitti, balçıkta batar buldu, onun yanında (orada) bir kavme rastladı. Bunun üzerine biz Ey Zülkarneyn! Onlara ya azap edecek veya haklarında iyilik etme yolunu seçeceksin dedik. Sonra yine bir yol tuttu, Nihayet Güneşin doğduğu yere ulaşınca onu öyle bir kavim üzerine doğar bulduk ki onlar için Güneşe karşı bir örtü yapmamıştık.” Sizin de okuduğunuz gibi Kehf süresi ile Bilge Kağan’ın anlattıkları birebir aynısı ve örtüşüyor.
Orhun Kitabelerinde Bilge Kağan, Kur’an-ı Kerim’de Zülkarneyn (A.S) örtüşmesi ile Bilge Kağan’a Bilge denmesi, bilgili, alim, erdemli bir insan olmasıdır. Bilge Kağan tıpkı Zülkarneyn (A.S) gibi bir komutan olup, büyük bir orduya sahiptir. Ordusunun tıpkı Kehf süresindeki gibi (O da bir yol tutup gitti ordusuyla) ayeti gibi güneşin en doğduğu ve en battığı yere kavimlerin üzerine gittiği (Bu bir Tanrı buyruğudur) demesi, adaletli hükmetmesi, gittiği yerleri milletleri kazandırması. “Ey Türk Milleti, Üstte gök çökmedikçe, altta yer delinmedikçe (Kıyamet’e atıf yapılmaktadır). İlin Tören bozulmayacaktır” diyerek Türklerin Allah buyruğu ile hareket ettiklerini anlatmaktadır. Türkler Hz.li gibi hiç puta tapmamış sırrında bir kavimdir.
Büyük Atilla yazıtlarında Romalıları tarif ederken, “Puta tapan kavimdir” der ve şöyle devam eder, “Irkımdan olan puta tapmaz” demiştir. Avrupalılar ise Atilla’yı “Tanrı’nın Kırbacı” benzetmesi ile anlatmazlar mı? (O dönem Tanrı, günümüzde Allah. Lakabı Allah ile anılan kişiler, onun yolunda olan kişilerdir. Firavun’a aynı lakap ilave edemezsin, edilirse; “Tanrı’nın Firavun’u” olur ve bu hal bütün semavi kitaplara aykırı olmaz mı? Zalimliği ile tarihe geçen Firavun, Tanrı’nın Kırbacı Atilla’da; Adaletli ve Allah yolunda Hükümdar, İlahi yoldan çıkmamak manasına işaret eder.

Bu yakıştırma benim aklıma Hz. Ömer ve Hz. Ali’yi getirmektedir. Ayrıca yukarıda da görüldüğü gibi Göktürklere ait olan 1500 yıllık sikkelerin üzerinde Ay yıldız bulunmaktadır. Ay Yıldız daha sonraki yıllarda İslamiyetin sembolüdür. Eğer Türkler söylendiği gibi çok tanrılı dinlere mensup olsa idi, Ay Yıldız’ın o dönemde paralarında ne işi olabilirdi? Türkler Orta Asya’da da Hz.İbrahim’e ait olan bu dönemde Hanif dinine mensup olup onun yayılmasını gerçekleştiren devlet olduğu Göktürklerin Sikke’si ispatlamaktadır. İşte bu sebepten dolayı da M.S.630 yılında aynen Türkler gibi Hanif dinine inanarak ibadet eden Hz. Muhammed’e devletleri halinde katılmış ve Müslüman olmuşlardır.

Bazı araştırmacılar, Hz. İbrahim’in babasının takma adının (Hazar Bölgesinden geldiği için) Azer olduğu, asıl adının Tarekh (Taruh) olduğu ve Tarekh, Tarıkh, Türükh’den hareketle TÜRK olduğunu ve KANTURA adında Türk bir hanımla evlendiğini beyan etmektedirler. Hz. Muhammed’in; “Kantura Oğullarına ilişmeyiniz. Mürüvvet, nimet ve saltanat onların olacak” mealinde bir de Hadisi vardır.

İbrahim tezinden hareketle, Hz. İsmail’in soyundan gelen Hz. Muhammed’in de Türk olduğu ileri sürülmektedir. Arap kaynaklarında Peygamber Efendimize ve Ailesine “Arab-ı Müstağribe” denilmektedir. Yani “Garip Arap, Yabancı Arap, sonradan Araplaşan” manalarına gelmektedir.
Yine Peyganber Efendimiz; “Ben Arabım, Arap benden değil” derken, bir bakıma “Arab-ı Müstağribe” olduğunu anlatmak istemiş olabilir mi?. Evs ve Hazreç kabilelerinden olan Hz. Muhammed’in KURT (Hazreç) kabilesinden olması bir tesadüf olabilir mi?
Mısır Kralı Mukavkis, Peygamber Efendimize dört Cariye gönderir. Bu dört kızın Türk Sahabi oldukları beyan edilmektedir.
Dedesi İbrahim’in geleneğine uyan Hz. Muhammed, Mariye İsimli Türk Kızı ile evlenir. Mariye’den oğlu İbrahim doğar.(Hz. Hüseyin de Türktür- Ayyıldız Yayınları)
Elbette Hz. Muhammed Efendimizin hangi kavimden olduğunun pek bir önemi yok. Onun kavminin ne olduğundan daha çok bütün aleme gelmiş peygamber olduğunu değiştirmez.
Dolayısı ile Müslümanlık her zaman milliyetten önce gelmektedir. İlk insan olan Adem’in ırksız, kavimsiz ancak Müslüman olması gibi…
Burada ifade etmek istediğim; Türklük ise işte size Türklük, din diyorsanız işte size din. Şayet başka mecralara kayma derdiniz varsa size ne keramet gösterilse fayda etmez.
İçlerindeki Yahudi aşkını ve edindikleri Siyonist görevi layıkıyla yürütenlere itibar etmeyin. Onların bu iğrenç ve ahlaksız oyununu yıkın. Neye ya da kime inanırsanız inanın sadece başkalarının elinde oyuncak olmayın…
Bakınız Adnan Oktar isminde biri yarı çıplak hanımları televizyon karşısına çıkartıp göbek attırıyor sonra da Türk İslam birliği kılıfı altında gençlerin yozlaşmasını sağlıyor. 2 dakika önce göbek atan yarı çıplak hanım 2 dk geçmeden Kur’an’dan ayetler okumaya başlıyor ve piru pak hoca kesiliyor… Ne kadar iğrendirici değil mi?
Bu siyonist akım her alanda kendisine yol çizmiştir ve ağına düşüreceği temiz beyinleri beklemektedir.

Siz bu şer odaklarının, şeytanın oyuncağı olmaktan koşarak uzaklaşın.

Bu mahluklar IŞİD’den daha tehlikeli beyin terörü yaratmaktadır.

Bir önceki yazımız olan Vaktiyle Bir Atsız Varmış başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.

Gelen Aramalar:

oğuz kağan zülkarneyn

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz