Son Dakika
20 Kasım 2017 Pazartesi
27 Ocak 2015 Salı, 17:09
Orhan Kılıçoğlu
Orhan Kılıçoğlu .@ulkucutavir.com Tüm Yazılar

HADİS DÜŞMANLARININ SİNSİ PLANLARI

Önce çok önemli bir iki olaydan bahsedeceğim. BİRİNCİSİ- Bundan iki yıl kadar evvel, şu an yeni Diyanet İşleri Başkanı olan Sn. Mehmet Görmez Bey, seksen kadar kendisi gibi ilahiyatçı olan Prof, Doçent ve Diyanet mensubuyla bir heyet halinde İngiltere’ye giderek, birçok KATOLİK VE PROTESTAN PAPAZLA bir araya gelip bir kurul oluşturarak; Peygamber Efendimizin Hadislerini ayıklayarak […]

Önce çok önemli bir iki olaydan bahsedeceğim.

BİRİNCİSİ- Bundan iki yıl kadar evvel, şu an yeni Diyanet İşleri Başkanı olan Sn. Mehmet Görmez Bey, seksen kadar kendisi gibi ilahiyatçı olan Prof, Doçent ve Diyanet mensubuyla bir heyet halinde İngiltere’ye giderek, birçok KATOLİK VE PROTESTAN PAPAZLA bir araya gelip bir kurul oluşturarak; Peygamber Efendimizin Hadislerini ayıklayarak tasnif etmişlerdi. Katolik Papazlar bizimkilere; ‘’VATAN SEVGİSİ İMANDANDIR HADİSİNİ KALDIRALIM LAKİN MİSVAK KALSIN’’ mı dediler acaba?…

İKİNCİSİ- Yanılmıyorsam, 1850 li yıllardı. Fransız RENAN’a, Peygamberimizin Hadisleri hakkında bir tez hazırlaması görevini verirler. Uzun zaman Mısır’da kalan Renan sonunda Hadisler hakkında İBRANİCE BİR TEZ hazırlar. Bu iblis Renan’ın iddiasına göre; Peygamber Efendimizin Hadisleri sadece ve sadece 20 adetmiş!… Bugün içimizde öyle İLAHİYATÇI BOZUNTULARI var ki, Hadislerin adedinin 20 den çok daha az sayıda olduğunu iddia ediyorlar. Bir İLAH. PROFU, Hadislerin sayısını 6 ya kadar düşürdü!. Kafir Renan bu bizimkilerden çok daha insaflı ve insaniymiş!… O birçoklarının saldırdığı NAMIK KEMAL, Renan’ın yazdıklarına karşı çıkıyor ve ağır cevaplar veriyordu (Bu bilgiyi bana birebir anlatan D.Ö. Ayvaz Ağabeyi, Türkiye’nin ilk Y.İslam Enst. Mezunlarından olup, saygın bir Felsefecidir)…

Yukarıda verdiğim iki önemli olay bize gösteriyor ki; İSLAM DİNİNİ BOZMAK İÇİN İŞE ÖNCE HADİSLERDEN BAŞLAMAK GEREK. Öyleya, taarruza önce Kur’an Âyetlerinden başlamak aksi tepki doğurur ve başarılı olmak imkânsızdır! Yukarıda ki iki olayın daha geniş yorumunu siz değerli kardeşlerime bırakıyorum!!!

ÇOK ACI VE DÜŞÜNDÜRÜCÜ BU İKİ HADİSEDEN SONRA KONUMUZA GELELİ;

İslâm’ı ve bu dinin temel esaslarını bozmak ve dejenere etmek için oryantalistler ve misyonerler akla hayale gelmedik planlar ve projeler gerçekleştirmektedirler. Bu yıkıcı projelerin en tehlike arz edeni ise, Müslümanları içeriden ve kendilerinden gözüken şahısların ifsat ve fesatları ile yıkma faaliyetleridir. Çünkü hiçbir canlı kendi cinsinin tehlikesini pek o kadar büyük bir tehlike olarak görmez ve göremez. Bu sebeple, İslâm Dünyasında geleneksel sahih inanca aykırı birçok görüş ve düşünce ortaya atılmış ve İslâm’ın neşv-u nema bulduğu tarihten bu yana bu sapkınlıklar da hemen her devirde boy göstermiştir.

Günümüzde gözlenen bu sapkınlıkların başında “YALNIZ KURAN, KUR’AN MÜSLÜMANLIĞI, KUR’AN DAN BAŞKA HİÇBİR ŞEYE ÖNEM VERİP CİDDİYE ALARAK İTİBAR ETME” diyenler ve Hadis İnkârcıları gelmektedir. Bu sefih güruh, “HADİS İNKÂRCILARI” olarak isimlendirilmelerine rağmen, hadislere ve sünnete her zaman direk karşı durma yerine, dolaylı olarak ‘’endirek’’ saldırıda bulunmayı yeğlerler.

Bu davranış şeklinin birinci basamağını, sanki hadislerin sıhhatine ve sahihliğine çok dikkat ediyorlarmış havası içinde, ”AMAN UYDURMA HADİSLERE İTİBAR ETMEYİN; DİKKATLİ OLUN’’ şeklindeki sahte uyarılarıdır. Öyle ki, bu gibilerin çılgınlık derecesinde sapıklaşanları sahih olan hadislerin dahi uydurma hadisler olduğunu söyleyebilecek kadar ileri giderler. Hadis kitapları hakkında Müslümanların kafalarında olumsuz bir soru işareti ve şüphe oluşturduktan sonra, artık gerisi kolaydır ve avını sokmuş yılan gibi geriye çekilip beklerler. Bocalama devresinden sonra hadisten uzaklaşan Müslümanlar artık “YALNIZ KURAN” DİYEN SAPIKLARIN MİLİTANI OLMUŞTUR.

Bilindiği gibi ilk hadis inkârcıları Haricilerdir. İşte “KURANCILAR” adıyla isimlendirilen bu gurubun temel prensipleri şu şekilde açıklanmaktadır: “İSLAMI ANLAMAK VE ONU HAYATIMIZA AKTARABİLMEK İÇİN BİZE YALNIZCA KİTAP (KUR’AN) YETER. KUR’AN IN DIŞINDA BAŞKA HİÇBİR KAYNAĞA İHTİYACIMIZ YOKTUR. ZATEN BİZİM DİNİMİZİN TEMEL KAYNAĞI KUR’ANDIR” iddiası gündeme getirilmeye ve dinimizin ikinci temel kaynağı olan sünnetin dinde hüccet olmadığı ve de sünneti ortaya koyan kaynakların doğruluğundan şüphe iddiaları yaygınlaştırılarak, saf ve temiz Müslümanların zihinleri çelinir.

Ne yazık ki tıpkı öncekiler gibi, ama bu defa batı medeniyeti karşısında aşağılık psikozuna kapılmış bir kısım insanlar tarafından batılı müsteşriklerin de etkisiyle Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) Efendimizin dinde temel odak nokta oluşu reddedilmeye çalışılmaktadır. Bu iddialar tıpkı öncekiler gibi, tarih boyunca yan yana giden İslamın iki temel kaynağını birbirinden ayırmaya yöneliktir. KUR’AN’I SÜNNEFTEN, SÜNNETİ KUR’AN’DAN AYIRMAKTIR. Az evvel de ifade edildiği gibi, bu akım yeni ve tesadüfi değildir. Yalnızca Türkiye’ye mahsus da değildir. Bunu gündeme getirenler esasen müsteşriklerdir.

ASRIMIZDA SÜNNETE EN BÜYÜK ŞÜPHE GÖLGESİNİ DÜŞÜREN PROF. GOLDİZERDİR. Bu adam, İslâm hukukunun ikinci temel kaynağı olan hadislerin, Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) Efendimizin sözlerinden çok, Şam bilginlerinin görüşleri olduğunu iddia etti. Hadis diye kitaplarda yazılı olanlar peygambere ait sözler değil, bir kısım insanların sözlerinden ibarettir dedi. Maksadı Müslümanlar nazarında değerli bir mevkii olan sünneti sarsmak, Peygamberimiz (sallallahu aleyhi vesellem) ve onun sünneti konusunda zihinleri saptırıcı şüphe tohumları ekmektir. Aynı akımın Hindistan’da önce Mehdilik, sonra da Peygamberlik iddiasıyla ortaya çıkan Mirza Gulam Ahmed tarafından savunulduğunu görüyoruz. Bu nevzuhur adam da, sünnete en büyük darbeyi vurmalıydı ki, kendi Peygamberliğini yutturabilsin. Bunlardan ayrı olarak bir takım modernist yazarlar da bunların tilmizi olarak aynı iddiayı savunmuşlardır. Bu sünnet düşmanı modernistlerin sapık iddiaları şöyledir:

1: Eğer İslâm’ı anlamada Kur’an kadar Sünnet de önemli olsaydı, Cenab-ı Hakk bunu bize Kur’anda bildirirdi. Biz de Kur’an kadar sünneti de anlamağa mecbur olurduk ve Sünnete de değer verirdik.

2: Rasulullah’ın sünnetini, anlayışını ancak kendi dönemi ve kendi toplumu için geçerli kabul etmek lazımdır. Halbu ki devir ve şartlar değişmiştir. Değişen asrın şartlarına sünneti tatbik edemeyiz.

3: Hadisler çok zor şartlar altında toplanmıştır. Bunlara yalan karışma ihtimali çok fazladır. Binaenaleyh sünneti bir kenara bırakmak zorundayız. Hatta bu insanlar, bilhassa Milliyetçi-Mukaddesatçı ve Ülkücü Gençlerin üye oldukları İnternet Sitelerine sızarak; ‘’HADİSLERLE KAFANIZI BOZMAYIN DİYECEK KADAR ALLAH VE RASULÜNE SAYGISIZLIK EDEREK KUR’ANCI KESİLİRLER’’. Temel iddiaları bunlardır.

İbni Hazm zamanında da hicri 500 ler de, kendilerine Kur’ancı denen bir grup zuhur eder. Bunların iddiasına göre her şey Kur’anda vardır. Hatta birisi sormuş; peki Hz. Alin’in sakalının sık Hz. Muaviye’nin sakalının seyrek oluşu da var mı?… Bu sapkınlar, bir taraftan Kur’ancı kesilirken öbür taraftan sünneti ekarte etmişler. ‘’Sadece Kur’an bize kafi gelir, kulluğu yaşayabilmek için sadece Kur’an yeter, onun dışında başka kaynağa ihtiyacımız yoktur’’ diyerek sünneti inkar etmişler. Veya; “işte efendim sünnetin intikalinde, sübutunda şüphe vardır, bu yüzden zaman içinde içine yalan yanlış şeyler karışmış bir şeyi delil kabul edemeyiz” diyerek reddetmişler. Peki hedefleri neydi bu adamların? Hedef şu: Eğer Kur’anın beyanı, Kur’anın tamamlayıcısı ve açıklayıcısı olan hadisler ekarte edilirse sonunda Kur’an da çok daha rahat ekarte edilebilir. Veya “Sünnet yani, Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) Efendimizin anlayışı ve uygulaması ekarte edilirse; o zaman Kur’anı salt aklımızla anlayıp dilediğimiz gibi bir müslümanlık yaşama ve Kitab’ı kendi arzu ve heveslerimize göre anlayıp yorumlama imkanını elde ederiz”. Keyiflerine geldiği gibi bir din yaşama, din belirleme konusunda hiçbir kayd-u bend altına girmeme arzularından kaynaklanıyordu bu iddia. Bugünküler de hemen hemen buna benzer iddialarla ortaya çıkmaktadırlar. Esasen bu iddiaların altında akılcılık, rasyonalizm yatmaktadır. Yani Kur’anı anlamak için yalnızca akıl yeter, bunun dışında ne sünnete, ne de başka bir kaynağa ihtiyaç yoktur iddiası yatmaktadır bir. İkinci olarak da, bu iddianın altında Ashab-ı Kirama karşı güvensizlik ve itimatsızlık yatmaktadır. Zira sünneti Rasülüllah’tan sözlü olarak bize aktaran Ashab-ı Kiram efendilerimizdir. Eğer bu mevzuda, hadislerin bize aktarılması konusunda Ashab-ı kiram efendilerimize herhangi bir itimadsızlık isnad edersek o zaman Kur’an’a da itimad etmemek gerekecektir. Kur’an’dan da şüphe etmemiz gerekecektir. Zira Kur’an’ı yazıp, hıfzedip, toplayan ve bize ulaştıranlar da Ashab-ı kiram efendilerimizdir. GÖRÜLÜYOR Kİ BU İDDİANIN ALTINDA KUR’AN’I REDDETME SİNSİ PLANI DA YATMAKTADIR. Yani bugün sünnetleri inkar edecekler, bu tuttu mu, yarın da Kur’an hakkındada şüpheler ekecekler. “Kur’an’a da itimad edilmez, çünki hadislere bir sürü yalan yanlış şeyler katanlar elbette Kur’ana da katmışlardır” diyecekler ve dini bitirecekler. İşte üç aşağı beş yukarı dünkülerin de bugünkülerin de demeye çalıştıkları bunlar. Şimdi bu iddianın sahiplerine peygamberin ne olduğunu, peygamberin kim olduğunu, sünnetinin bizim dinimizde, bizim hayatımızda yerinin ne olduğunu anlatmamız gerekecektir. Peygamberin dinde temel odak nokta olduğunu, onsuz dinin olmayacağını, onsuz Müslümanlık olmayacağını, olamayacağını anlatmamız gerekecek. Peygamberin kullukta adım adım takip edilmesi gereken, kendisine tabi olunması gereken bir mukteda bih olduğunu, bir üsve-i hasene olduğunu anlatmamız gerekecek. Peygamberin Kur’an’ın beyan edicisi, Kur’an’ın tamamlayıcısı ve açıklayıcısı olduğunu, sünnetsiz Kur’an’ın anlaşılamaz olduğunu, peygamberin sürekli Allah (Azze ve Celle) kontrolünde bir masum olduğunu ve Rabbımızın kitabında kendisine itaat istediği her bir bölümde aynı zamanda peygamberine de itaat istediğini, bu konuda peygamberle Allah (Azze ve Celle)’ın arasını ayıranların kafir olduklarını, peygambere din belirleme, haram ve helal koyma hakkının verildiğini, anlatmamız gerekecek. Kur’an’da Rabbımızın anlatmadığı pek çok konuyu pek çok konuyu kendisine anlattırarak, Rabbımızın peygamberini dinde nasıl şanlı kıldığını anlatmamız gerekecek.

Ülkücü gençler, Bozkurtlar, Türk milletinin İSTİKBÂL ve İSTİKLÂL ÜMİTLERİ sizlere sesleniyorum; zihinlerinizi çelerek, sizleri Peygamber Efendimizin Hadisleri hakkında şüphelere sevk edip, imanınızı çalmak gayesiyle, üyesi olduğunuz Ülkücü-Milliyetçi sitelere sızmayı başarabilmiş bu gibi maksatlı insanların şeytani ve aldatıcı yazılarına karşı uyanık olmaya çağırıyorum…

TÜRK MİLLETİ, İSLÂMI ASIL KAYNAĞI OLAN EHL-i BEYT’TEN ÖĞRENMİŞ OLDUĞUNDAN, BUGÜN DÜNYADA İSLÂMI EN SIHHATLİ BİR ŞEKİLDE YAŞAYAN, YAŞANMASI İÇİN EMEK SARFEDEN VE GEREKTİĞİNDE ONUN UĞRUNA FEDAY-I CANI İBADET VE ŞEREF BİLEN ASİL-SOYLU VE MUHTAR BİR MİLLETTİR!…

İŞTE BU İMANI ÇALMAK, BİRKAÇ SAPIĞIN HADLERİNE Mİ?

Not: Bazı bilgilerinden faydalandığım F.Form’a teşekkürlerimi sunuyorum.Allah kendilerinden razı olsun.

ORHAN KILIÇOĞLU

Bir önceki yazımız olan ÜLKÜCÜLER, SECCADEDE Kİ PAK ALINLI YİĞİTLER! başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz