Ülkücü Tavir
24 Mayıs 2012, 20:01:30 *
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
 


* Ülkücü Tavir - Reklam Alanı
Ülkücü Tavır Reklam Ülkücü Tavır Reklam

Konu Bilgileri
Konu BasligiKonu: Ülkücü Hareketin Tarihi Süreci-1
Cevap SayisiCevap Sayisi: 2 cevap var
Okunma SayısıOkunma Sayısı 333 defa
Bu Konuyu Görüntüleyenler0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Ülkücü Hareketin Tarihi Süreci-1  (Okunma Sayısı 333 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
08 Haziran 2010, 09:05:24
şevketcanözbay

*


Üye No : 841

Nerden :

Konu  : 13

Mesaj : 20

Teşekkür Sayısı: 2
Çevrimdışı

Ulkucutavir

Ülkücü Hareketin Tarihi Süreci-1
Şevket Can ÖZBAY
1961 yılında Kıbrısın tümünü gezip, o dönemin Kıbrıs Cumhurbaşkanı Makarios ile Ledra Palas ta Kıbrıstaki Türk nüfusunu nasıl asümile ettiğini ve hangi tarihte Kıbrısta Türk nüfusunu sıfırlayacağını tartıştı. Yine Cumhurbaşkanı yardımcısı Dr. Fazıl Küçük ve Kıbrıs Türklerinin sözcüsü Rauf Denktaş ile Lefkoşa'daki evlerinde aynı konuda görüşmeler yaptı. Daha önce Ankara Cebeci Ortaokulunda ve Gazi Lisesinde Bayrak isimli duvar gazetesi çıkarıp, 1959-1964 yılları arasında bu gazetede Türkçü ve Milliyetçi makalelerini yayınladı. 1965 yılında Arif Nihat Asya, Osman Yüksel Serdengeçti, Namık Kemal Zeybek, Yılmaz Yalçıner, Mehmet Göktolga, Sezgin Akyazı ve daha birkaç dava büyüğü ve dava arkadaşıyla birlikte MTGT (Milliyetçi Türk Gençlik Teşkilatı)'nı kurdu ve Kuvayi Milliye Gazetesini yayınladı. A.Ü. Hukuk Fakültesine başlayıp, Komünizmle Mücadele Derneğine üye oldu ve faaliyetlerine katıldı. Hukuk Fakültesinde okurken merkezi İstanbul’da bulunan TMTF (Türk Milli Talebe Federasyonu)’nin o dönemde Ankara İktisadi Ticari İlimler Akademisinde öğrenci olan Devlet Bahçeli ile birlikte Ankara temsilciliğini yaptı. 1968 yılında Ankara Hukuk Fakültesinde şimdiki ülkücülerin ilk fakülte temsilciliği seçimine katıldığı seçimlerde
tüm milliyetçi ve maneviyatçı öğrencilerin müşterek adayı olarak, amblemi bozkurt olan Milliyetçi Toplumcular grubunun başkan adayı oldu ve olağanüstü başarılı sonuçla tüm Türkiye Üniversite çevrelerinde dikkat çekti. MHP’nin çekirdeği olan CKMP (Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi) ‘ye üye oldu. Alparslan Türkeş’in Hindistan’da sürgünden dönüp, CKMP’ye müfettiş, daha sonra CKMP Genel Başkanı olması safhalarında, yine Adana’da yapılan kurultayda terazi olan amblemi Üç Hilal ve CKMP olan ismi Milliyetçi Hareket Partisi olarak değiştirilmesi esnasında hep bu çalışmaların içinde bulundu. Ülkü Ocaklarının kuruluşunda ve teşkilatlanmasında, yine MHP’nin yurt sathında teşkilatlanmasında hiç durmadan ve yorulmadan gece gündüz çalıştı. Türkiye’nin hemen her bölgesinde karşısına çıkan, gözetim altına alınmasına ve tutuklanmasına kadar varan tüm engellere rağmen bıkmadan, yılmadan, yorulmadan o yörenin milliyetçilerini bir araya getirip MHP ve Ülkü Ocağı kuruluşları yaptı. İlk dönemlerde ülkücülerin kullandığı ve bu nedenle yakalanıp yargılandığı Kalpak için kendisinin de yargıandığı Altındağ Asli Ceza Mahkemesinden (Şiddetli soğuklardan korunmak ve Kuzey Avrupa ülkelerinde herkes tarafından kullanıldığı) gerekçeli savunması ile ilk beraat kararını çıkarıp, Kalpağını geri aldı ve bundan sonra Kalpak yasağı kalktı. 1974 Kıbrıs Harekatından hemen sonra Bülent Ecevit’in Başbakan ve Milli Kahraman Karaoğlan olduğu dönemde yedek subaylık yaptığı Doğu Karadeniz de Rize Pazar MHP ve Ülkü Ocağı Teşkilatlarını kurmak, aynı dönemde Pazar, Çayeli, Ardeşen, Fındıklı, Hemşin, Çamlıhemşin, Arhavi, Hopa, Artvin ve Göktaş’ta yürüttüğü MHP ve Ülkücü teşkilatlanma çalışmaları nedeniyle iktidarda bulunan CHP’nin senatörü Prof. Uğur Alacakaptan’ın raporu doğrultusunda gözetime alındı, Rize Pazar’dan Trabzon’a elleri kelepçe vurularak götürüldü, aylarca tutuklu kaldıktan sonra Trabzon’da yargılandığı Askeri Mahkeme tarafından sorgu ve savunmasını müteakip serbest bırakıldı. Teskeresini alana kadar Trabzon’da sakıncalı personel olarak Askerlik Dairesinde tutuldu ve tüm haftasonlarını oda hapsinde geçirdi.
Hukuk Fakültesindeki Öğrencilik yıllarında mezun olup askere gidene kadar Ülkü Ocağı Başkanlığı ve az satıdaki Milliyetçi-Maneviyatçı öğrencilerin lideri ve sözcüsü oldu. 68 Kuşağının Sağ-Sol çatışmalarında, fakülte ve öğrenci yurdu işgallerinde ve boykotlarda daima ülkücülerin en ön safhında yer aldı. O dönemin Komünistleri olan Dev-Genç militanlarını devletin ve polisin giremediği karargahları olan ODTÜ kampüslerinde ve SBF(Siyasak Bilgiler Fakültesi) Anfisinden kaçırdıkları ve ağır işkenceler yaptıkları bazı ülkücüleri kurtardı. Gazi Üniversitesinde ülkücü öğrenci olan ve komünist Dev-Gençliler tarafından kaçırılarak en ağır işkencelerin sonunda ağzına soktukları hortuma komprasörle hava basarak canlı canlı ciğerlerini patlatıp, şehit ettikleri Dursun Önkuzu’nun cenazesini Ankara Tıp Fakültesi Morgundan alıp, hoca ile birlikte yıkayıp bayrağa sardıktan sonra tüm polis barikatlarını ve engellerini aşarak memleketi olan Zile’ye nakletti. Şiddetli soğuk ve kar serpintisi altında 7’den 70’e tüm Zile’nin Tekbir getirerek katıldığı cenaze töreninden sonra Dursun Önkuzu’yu son yolculuğuna uğurladı. Bu sırada kendisi de sağlıklı değildi. Hukuk Fakültesinde sınava girdiği anfide yüzlerce öğrenci ve onlarca öğretim görevlisinin gözleri önünde, anfiyi basan komünist Dev-Genç militanlarının kafasına ve vücuduna dayadıkları 5-6 silah ile sınav salonundan kaçırılmış, Siyasal Bilgiler anfisinde hap ve uyuşturucu almış özel işkence timi tarafından tam 8 saat işkenceye tabi tutulmuş, Çin, Vietnam, Afrika işkencelerinin hepsi acımasızca uygulanmış, 8 saat boyunca ağzından Allah kelimesinden başka söz çıkmamış, işkencecilerin ülkücüler hakkında bilgi almak için sordukları tüm sorulara karşılık cevap olarak sadece yüzlerine kan tükürmüştür. Bu 8 saatlik işkence orada bulunan ve bilgi almak için kaçırılan Erbakancı birkaç esir öğrenci tarafından da izlenmiş ve bunlar Can Özbay’a uygulanan vahşete dayanamayıp zaman zaman oturdukları ve işkenceyi izledikleri sandalyeden düşüp bayılmışlar, işkenceci komünistler bunların yüzüne su döküp ayılttıklarında ‘’Yasaqkelime Vahdettin’in piçleri size ne oluyor da bayılıyorsunuz, bakın şu faşist köpeğe hayvani işkenceler yapıyoruz, neredeyse geberecek, hala direniyor’’ diye tepki koyuyorlardı. Can Özbay’a yapılan bu işkenceyi izleyen esirler halen hayattadır. Gün olur bu yazılanları okuyacak olurlarsa işkence olayını aynen doğrulayacaklardır. Bu işkencede ülkücülere liderlik yaptığı için Şevket Can Özbay’ın mengeneye sıkıştırılarak parmak kemikleri çatır çatır kırılmış, bunun öncesinde tırnaklarına toplu iğneler sokulmuş, daha sonra koltukaltları ve kasıkları paketler dolusu Birinci Sigaralarıyla yakılmış, dizüstü çöktürülüp boynu giyotine vurulur gibi mengeneye sıkıştırılmış, saçları tutam tutam ve çevrilerek Çin işkencesi yapılmak suretiyle koparılmış, bu pozisyonda yan boşluklarına ve kuyruk sokumuna yüzlerce postal darbesi indirilmiş, akşamüstü işkenceyi yöneten Dev-Genç Başkanı Ertuğrul Kürkçü’nün son kontrolünde işkencecilerin kendisine bu faşist tek kelimeyle bilgi vermedi demeleri üzerine gelip çenesinden tutarak mengenede sıkıştırılmış yüzüne bakıp, vurulan kum torbaları nedeniyle ‘’Bu herif geberiyor, ağzından kan gelmeye başlamış, atın bu faşisti’’ demesi üzerine Şevket Can Özbay’ın yanık, kırık ve yaralı vücudu SBF anfisinin 2. katının penceresinden yan sokağa çuval gibi atılmıştır. Pencereden birinin sokağa atıldığını gören bir taksi şoförü şuuru kapalı ve ağır komada olan Şevket Can Özbay’ı tamamen insani duygularla alarak Ankara Hastanesi Acil servise götürmüştür. Burada 2gün komada kalan ve şuuru açılmayan Şevket Can Özbay daha sonra durumu öğrenen ülküdaşları tarfından hastanaden başına kasıtlı bir şey gelmesin diye hastane sedyesiyle birlikte site yurduna kimsenin bilmediği bir odaya kaçırılmış, buradaki ilk ağrı kesici iğneleri ve tedavileri o zaman henüz A.Ü. Tıp Fakültesi 4. sınıf öğrencisi olan Prof. Haydar Çağlayan tarafından yapılmıştır. Şevket Can Özbay’ın yapılan bu işkenceler nedeniyle belden aşağısı uzunca bir süre felç olmuş, ayakları tutmamış, tuvalete dahi ülküdaşları tarafından kucakta götürülüp getirilmiştir. İşte site yurdundaki bu tedaviler sonunda ayağının biri tam basmadığı halde yarı sakat haliyle Dursun Önkuzu’nun cenazesini almış yıkadığı cenazesini bayrağa sardığı tabutuna koymuş ve canını dişine takarak tüm yolları tutan polis barikatlarını aşa aşa şehir ülküdaşı Dursun Önkuzu’nun naaşını memleketi olan Zile’ye kadar götürmüştür. Şevket Can Özbay son 45 yıl zarfında komünist ve bölücü sol örgütlerin sayısız öldürme teşebbüsüne muhatap olmuştur. PKK tetikçileri de Özbay’ı öldürmek için örgütten aldıkları talimat doğrultusunda bürosuna kadar girmişler dörtlü çapraz ateşe almak için beklemişler, Özbay her defasında mucize kabilinden ölümden dönmüştür. AKP’nin bölücü PKK örgütünün istek ve talepleri doğrultusunda ikide bir çıkardığı Eve Dönüş Yasaları ile onlarca PKK tetikçisi cezaevlerinden salıverilmişlerdir. Öğrencilik yıllarında Hukuk Fakültesi Öğrenci Derneği seçimlerindeki başarısını kıskanan MHP Gençlik Kollarında ve Ülkü Ocaklarında yönetici konumundaki içten pazarlıklı ve kötü niyetli kurnazların müdahalesiyle ve kendi kendilerine uydurdukları teşkilatın emri gerekçesiyle Şevket Can Özbay döneminde ülkücülerin hakimiyetine giren A.Ü. Hukuk Fakültesi’nin ülkücüler tarafından boşaltılması istenmiş ve Özbay’ın tüm direnmelerine ve doğacak sakıncalı sonuçları belirterek karşı çıkmalarına rağmen bunların hiçbirine kulak asılmamış ve ülkücüler, hakim oldukları Hukuk Fakültesi gibi son derece kritik ve önemli bir yüksek okulu yine sözüm ona ülkücü teşkilat yöneticisi üç beş kişinin dayatmasıyla boşaltmışlar; ertesi gün meydanı boş bulan Dev-Genç militanı komünistler Ülkü Ocağı panosunu yakmışlar, gelişmelerden habersiz okula gelen birkaç gariban ülkücüyü öldüresiye dövmüşler ve o gün bugündür A.Ü. Hukuk Fakültesini işgal etmişlerdir. Ülkücüler okula alınmamış, sınavlara giremeden sınıfta kalmışlardır. Üniversitelerin özerkliği nedeniyle polis ve güvenlik güçleri bu duruma hiçbir müdahalede bulunamamıştır. Bu şekilde üst üste iki yıl kaybedilince fakültede ülkücülerin önde gelen isimlerinden Şevket Can Özbay, Mehmet Sakarya ve Beyhan Aslan notere giderek Rektörlüğe, Dekanlığa, ilgili Bakanlıklara ve mercilere bir ihtarname çekerek Ankara Hukuk Fakültesindeki sol işgali, sol işgalcileri ve bunlarla birlikte hareket eden öğretim üyelerini bildirip, ya polis refakatinde sınavlara girmelerinin sağlanmasını, bu mümkün olmazsa okul dışında kendilerine sınav hakkı tanınmasını istemişlerdir. 12 Mart 1971 Muhtırasından sonra tüm yüksek okullarda arama yapan askeri görevliler , Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Uğur Alacakaptan’ın odasında Özbay ve arkadaşlarının çektiği bu ihtarnameyide bulmuştur. Birgün Özbay’ın evine gelen askerler kendisinide alarak Merkez Komutanlığına götürmüşler burada Merkez Komutanı Tankçı Albay Yaşar Savaş, Can Özbay’a bu ihtarnameyi gösterip, ihtarnamede yazılı konuları Sıkı Yönetim Askeri Mahkemesinde söylemekten korkup korkmayacağını sormuştur. Can Özbay yazılanların hepsini doğru olduğunu eksiğinin olup fazlasının bulunmadığını altında imzası bulunan iddiaları aynen mahkemede ve heryerde açıklamaktan çekinmeyeceğini bildirmiş, tanık olarak Sıkı Yönetim Mahkemesine çağrılmış ve mahkemede ihtiarnamede yazılı olan iddiaları tekrarlamıştır. Şevket Can Özbay’ın mahkemede tanık olarak yaptığı bu açıklamalardan sonra bir kısım Dev-Genç militanları ile onlara yardım ve yataklık eden Uğur Alacakaptan, Doğu Perinçek, Uğur Mumcu, Adil Özkol ve daha birkaç Hukuk Fakültesi ve Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim Üyesi tutuklanarak Mamak Askeri Cezaevine sevk edilmişlerdir.
Daha sonra Erbakan-Ecevit affı ile Dev-Genç ile işbirliği yapan bu öğretim üyeleri serbest bırakılmış ve hepsi birden Şevket Can Özbay’a yüklenip; Mit ajanı, muhbir, ajan provakatör, Cia ajanı ve Kontr Gerilla gibi iftiralar atmışlardır. Oysa Şevket Can Özbay bu karışık dönemde tüm sol örgütlerin hedefi haline gelmiş, etrafındaki ölüm çemberi iyice daralmış, tehdit ve şantajlar aile bireylerine yönelmiş ve tek başına Allahtan başka hiçbir yardımcısı ve koruyanı olmayan Can Özbay, gerçek Bozkurt ve Türk Milliyetçisi olmanın verdiği cesaretle Haçlı Orduları gibi etrafını saran ve kendisini öldürmeyi hedefleyen sol örgütlere karşı sıkı yönetim makamlarından korunma talebinde bulunmuş, Ankara Sıkı Yönetim Komutanı Semih Sancar Paşa Can Özbay’ın korunması için Mit görevlilerine emir vermiştir. Mit görevlileri de kendisine her an öldürülebileceğini, peşinde çok fazla düşmanı olduğunu, bunları kendilerinin de kontrol edemediğini, hiç kimseye haber vermeden derhal Ankara’yı terk edip, kimsenin bilmediği güvenli bir yerde kalmasını bildirmişler ve Can Özbay canını zor kurtarıp bir süre Mengen’in orman köylerinde gizlenmiştir. Bir kısım sol görüşlü entel ve liboşların Can Özbay’ın Mit görevlisi, Mit ajanıi Muhbir ajan, Cia ajanı ve Kontr Gerilla olduğuna dair yazıları tamamen iftiradır. Solun putları sayılan isimlerin Can Özbay’ın tanıklığı ile tutuklanmış olmalarını bir türlü hazmedememişlerdir ve bu iftiralara halen devam etmektedirler. Tutuklanan Öğretim Üyelerinden sadece Uğur Mumcu Can Özbay’ı Cumhuriyet gazetesine davet etmiş, Özbay’dan birlikte giden üç tanık huzurunda özür dilemiş, Can Özbay’ın Mit ajanı olmadığını, gerçek bir vatansever olduğunu tespit ettiğini söyleyip kendisini Mit ajanı diye tanıtıp hedef gösterttiği için çok fazla üzüldüğünü ve Cumhuriyet gazetesindeki köşesinde bu konuda nasıl bir düzeltme isterse yazacağını hatta Can Özbay’ın yazacağı metni aynen köşesinde yayınlayacağını söyleyip Can Özbay ve yanındakilere kendi eliyle kahve ikram ettikten sonra dış kapıya kadar uğurlamıştır. Can Özbay cevaben; Uğur Mumcu’nun elini sıkmış, kendisine karşı bir kırgınlığının kalmadığını, bundan sonra dost olduklarını söyleyip, Muhbir Mit Ajanı sözünün dahi kendisini çok fazla üzdüğünü ve moralini bozduğunu, bunun ömrünü adadığı MHP ve Ülkü Ocakları bünyesindeki bazı kişilerce istismar edilip aleyhine kullanıldığını böylece kendi camiası tarafından da sırtından hançerlendiğini söyleyip, bu konunun kendi lehine dahi olsa gündeme gelmesini istemediğini Uğur Mumcu’ya bildirmiştir. Bu tarihten Uğur Mumcu’nun arabasına bomba konarak şehit edildiği güne kadar Can Özbay ve Uğur Mumcu gerçek bir dost olarak kalmışlardır. Uğur Mumcu dışındaki solcular ise aslını astarını bilmeden yaklaşık yarım asırdır Can Özbay’a düşmanlık etmeye, iftira ve çamur atmaya devam etmektedir

Şevket Can Özbay, henüz çocuk sayılacak yaştan itibaren Türk Milliyetçiliğine inanmış, Büyük Türk Milletini tüm kalbiyle sevmiş ve Türk olmaktan daima gurur ve onur duymuştur. Kendini bildiği günden başlayıp son nefesini verene kadar Büyük Türk Milletinin yükselmesi ve yücelmesi ülküsü uğruna bıkmadan, usanmadan, atılan çamur ve iftiralara aldırmadan ve önüne her alanda çıkarılan engellerden yılmadan mücadelesine devam edecektir.

Şevket Can Özbay Kıbrıs’ın tamamında, Bulgaristan, Yugoslavya, Avusturya, İsviçre, Almanya, Belçika, Hollanda, Danimarka, İsveç, Norveç, Finlandiya, Rusya, İtalya, Fransa ve İngiltere gibi ülkelerde bulunmuş buralarda çok çeşitli konularda inceleme ve araştırmalar yapıp, bu ülkelerin iyi ve kötü yönleriyle Türkiye’yi mukayese etmiş ve Türkiye’de nelerin yapılırsa daha verimli ve faydalı sonuçlar alınacağını kendi kendine notlar halinde rapor etmiştir. Kıbrısta Makarios ve Bulgaristanda Todorjivkov ile yüzyüze görüşüp, Türklere uyguladıkları asimilasyonu enine boyuna tartışmıştır. Komünist Rusya Çekoslavakya’yı işgal ettiği sırada İngiltere’de bulunduğundan, İngilteredeki Çekoslavak gençleri organize ederek Rusya Aleyhine Rus Elçilikleri önünde protesto eylemleri gerçekleştirmiştir. Başta Danimarka, İsveç ve Fransa olmak üzere çeşitli Avrupa ülkelerindeki Türklerle temasa geçip milliyetçi çalışmalarını, solcularla ve bölücülerle mücadelesini buralarda da sürdürmüştür.

1978 yılında başladığı serbest avukatlık hayatı, genelde ülkücüleri savunmakla geçmiştir. Alparslan Türkeş, Gün Sazak, Muhsin Yazıcıoğlu, Abdullah Çatlı, İsa Armağan, İbrahim Çiftçi gibi isimler milliyetçi mücadelesi boyunca savunmasını yaptığı binlerce ülkücüden ilk akla gelen isimlerdir. 12 Eylül ihtilalinden sonra Sıkı Yönetim Askeri Mahkemelerindeki aşırı solcu hakim ve savcılara karşı Ankara Mamakta, İzmir Üçkuyularda, Konya Dutkırında, Erzincanda, Elazığda, Erzurumda, Kayseride kısaca tüm Sıkı Yönetim Askeri Mahkemelerinde yargılanan binlerce ülkücünün savunmasını yapmış; aynı mahkemelerde toplu sol örgüt davalarında ise komünistlerin öldürdükleri ülkücülerin müdahil vekilliğini üstlenmiştir. Bu davaların dosya hacmi ise milyonlarca sayfayı bulmaktadır. Yine Diyarbakır Cezaevindeki PKK isyanında güvenlik güçleri ile girdikleri çatışmada ölen 10 PKK’lının ölümünden sorumlu tutulan 65 asker ve polisin savunmasını henüz Öcalan’ın yakalanmadığı dönemde 198 PKK müdahil vekiline karşı tek başına üstlenmiştir. Diyarbakırda asker ve polisleri savunacak Can Özbay’dan başka bir avukatın bulunamadığını o dönemin Diyarbakır İl Jandarma Alay Komutanı olan Mecit Korkut Paşa çok iyi bilmektedir. Şevket Can Özbay savunmasını ve müdahilliğini yaptığı binlerce ülkücüden tek kuruş almamış; bunların noter, dosya ve yol masraflarını da kendi cebinden karşılamıştır. İdamla yargılanan ülkücülerin ana babalarının kendisine getirdiği ücreti vekaletleri de kabul etmemiş, bu bayrağı biz açtık, yargılanan gençler bizim arkamızdan yürüdüler, gerekirse yatağımızı yorganımızı satacak ve ülküdaşlarımıza karşı vefa borcumuzu ödeyeceğiz diyerek kendisine getirilen paraların götürülüp cezaevinde yatan ülkücülere vermesini söylemiştir. Ankarada idam edilen ülkücülerden Fikri Arkan’ın idam gecesi kendisine kasıtlı olarak haber verilmemiş, Mustafa Pehlivanoğlu ve Ali Bülent Orkan’ın idam infazlarında bulunmuş ve idamları durdurmak için hiç kimsenin aklının alamayacağı bir mücadele vermiştir. 12 Eylül Askeri Mahkemelerinde ki MHP ve Ülkücü kuruluşlar davalarının başından sonuna kadar hemen tüm ülkücüleri gönüllü olarak savunmuş, inanılmaz başarılı sonuçlar almış, kesinleşen 6. idamdan sonra infazın yapılacağı günün akşamı baştan itibaren savunmasını üstlendiği İbrahim Çiftçi’nin beş buçuk yıl süren ölüm hücresine beraat ve tahliye telgrafını çektirmiştir. Bu davanın ve alınan sonucun Dünya Ceza Hukukunda başka bir örneği yoktur. Şevket Can Özbay 12 Eylül yargılamaların sonunda maddi olarak varını yoğunu yitirmiş ancak manevi yönden binlerce ülkücünün ve milyonlarca ülkücü yakınının hayır duasını, sevgisini ve güvenini kazanmıştır. Şevket Can Özbay’ın avukatlık mesleğindeki en büyük onuru ve gururu; ülkücülerden sonra İmralıda Abdullah Öcalan davasında Şehit Ailelerinin ve Gazilerin avukatlığını yapmak olmuştur. Bu vesileyle yine yüzbinlerce şehit yakınlarımızın ve gazilerimizin ve gazi yakınlarımızın sevgi, saygı, güven ve hayır dualarına mazhar olmuştur.İmralıdaki yargılamadan sonra Abdullah Öcalan’ın avukatlarının şikayeti üzerine Ankara Barosu ve Türkiye Barolar Birliği resen ve meslekten ihraç istemi ile Şevket Can Özbay’ı yargılamış, bu yargılamada Can Dündar gibi liboşlar Şehit Aileleri Vekili Şevket Can Özbay’ın aleyhine, Öcalan’ın avukatlarının lehine tanıklık yapmışlar, bu duruma ziyadesiyle öfkelenen şehit anaları kendi aralarında toplanarak Ankara Adliye Sarayı’nda duruşmanın yapıldığı gün öfke seli halindeki tepkilerini koymuşlar ve sonuçta Şevket Can Özbay şehitleri ve gazileri savunduğu için meslekten temelli ihraçtan zorlukla kurtulmuş ve Ankara Barosu Dsiplin Kurulu Şevket Can Özbay’a 500 TL para cezası vermekle yetinmek zorunda kalmıştır. (yalnızca başı)
Kayıtlı
14 Haziran 2010, 22:16:20
ATO

Admin

*


Üye No : 689

Yaş : 50

Nerden : ANKARA

Konu  : 852

Mesaj : 1060

Teşekkür Sayısı: 168
a.erolyalcin@hotmail.com
Çevrimdışı

Gardaş devamı nı da  yaz ki  öğrenilsin yarım kalmasın...

Kayıtlı
ATO'in Imzasi

HER GECENİN BİR  SABAHI ...

  HER ÜLKÜCÜNÜN SORACAK BİR HESABI VARDIR...
15 Haziran 2010, 02:53:12
BOZO

Genel Sorumlu

*


Üye No : 91

Nerden :

Konu  : 398

Mesaj : 1020

Teşekkür Sayısı: 20
ÇAM DA BİZİM KOZALAK TA...
Site E-Posta
Çevrimdışı


... yaptıklarınız için Allah binkere razı olsun. Lütfen devamını da ekleyelim..
Kayıtlı
BOZO'in Imzasi


BAĞIRSAM TESİRİ YOK, SUSSAM GÖNÜL RAZI DEĞİL...
Etiket:

Google Words: Ülkücü Hareketin Tarihi Süreci-1 Dosyası, Ülkücü Hareketin Tarihi Süreci-1 Downloand , Ülkücü Hareketin Tarihi Süreci-1 Resimleri, Ülkücü Hareketin Tarihi Süreci-1 Hikayeleri , Ülkücü Hareketin Tarihi Süreci-1 Haberleri , Ülkücü Hareketin Tarihi Süreci-1 İndir , Ülkücü Hareketin Tarihi Süreci-1 Yükle , Ülkücü Hareketin Tarihi Süreci-1 Videosu , Ülkücü Hareketin Tarihi Süreci-1 Arşivi , Ülkücü Hareketin Tarihi Süreci-1 Şiiri , Ülkücü Hareketin Tarihi Süreci-1 Sözleri , Ülkücü Hareketin Tarihi Süreci-1 Nickleri , Ülkücü Hareketin Tarihi Süreci-1 Yazıları ,
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Dost Siteler -Link Değişimi
Yasal Uyarı
Sitemizde yer alan konular üyelerimiz tarafından açılmaktadır. Bu konular zaman zaman yönetim tarafından takip edilsede gözden kaçabilen telif hakkı olan veya mahkeme kararı çıkmış konular yer alabilir. Bu tür konuları bize reis@ulkucutavir.com email adresine bildirebilirsiniz, şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede gereken yapılacaktır. - Report Abuse, Harassment, Scamming, Hacking, Warez, Crack, Divx, Mp3 or any Illegal Activity to reis@ulkucutavir.com
MySQL Kullanıyor PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.14 | SMF © 2006-2009, Simple Machines LLC XHTML 1.0 Uyumlu! CSS Uyumlu!
|Tags |Tagged |Site Map | Sitemap1 | Arşiv | Wap | Wap2 | Wap Forum | XML | Rss
Bu Sayfa 0.207 Saniyede 28 Sorgu ile Oluşturuldu

12 Mayıs 2012, 18:33:42