Ülkücü Tavir
24 Mayıs 2012, 19:23:41 *
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
 


* Ülkücü Tavir - Reklam Alanı
Ülkücü Tavır Reklam Ülkücü Tavır Reklam

Konu Bilgileri
Konu BasligiKonu: Türk Birliği Hakkari’den geçer (1)
Cevap SayisiCevap Sayisi: 3 cevap var
Okunma SayısıOkunma Sayısı 467 defa
Bu Konuyu Görüntüleyenler0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Türk Birliği Hakkari’den geçer (1)  (Okunma Sayısı 467 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
27 Kasım 2010, 12:32:29
ATO

Admin

*


Üye No : 689

Yaş : 50

Nerden : ANKARA

Konu  : 852

Mesaj : 1060

Teşekkür Sayısı: 168
a.erolyalcin@hotmail.com
Çevrimdışı

Ulkucutavir

sakarya’da birleşen kan
Türkiye’nin yeni bir milli mücadele dönemi yaşayacağı artık kesinleşmiştir. Bu yeni milli mücadelenin temel bakışı nasıl olacaktır? Milletin bütünlüğü öncelikle beyinlerde nasıl sağlanacaktır?
Birincisi, Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Türk kimliğinin gerçek anlamı ve buna dayalı milliyetçiliğin gerçek anlamı, sanatın ve medyanın bütün alanları kullanılarak 7’den 70’e bütün Türk halkına sıfırdan ve yeniden benimsetilmelidir.

Geçmişteki hatalara düşmeyelim
Bunu yaparken geçmişteki hatalara düşülmemeli ve milli kimlik üzerindeki tartışmalara son verebilecek ve yine ister Altay kökenli olsun, ister Balkan veya Kafkas, ister Ortadoğu veya Önasya kökenli olsun, ister Müslüman, ister Hıristiyan, Yahudi, Süryani, Yezidi, ister Ermeni veya Rum kökenli olsun, hiçbir ferdi veya etnik ve dini grubu ihmal etmeden 7’den 70’e bütün Türkiye halkını bir potada, ortak paydada birleştirecek bir bakış açısı geliştirilmelidir.
Bu ortak payda, Sakarya Savaşı’nda Sakarya nehrinden akan kan selidir.

Hindistan’dan Sakarya’ya!..
Sakarya ve Dumlupınar’da, Azerbaycan’dan, Türkmenistan’dan, Kazakistan’dan, Özbekistan’dan, Kırgızistan’dan, Kafkaslar’dan, Kırım’dan gelen az sayıda da olsa gönüllü gençler vardır. Hepsi şehit olmuştur. Yine Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda, Buhara ve Hive hanlıkları ile Hint Müslümanlarının toplayıp gönderdiği paralar da vardır.
Yine Sakarya ve Dumlupınar’da, Çerkezi, Gürcüsü, Çeçeni, Avar’ı, Dağıstanlısı, Karapapak’ı, Terekemesi, Kumık’ı, Karaçay’ı Balkar’ı ile bütün Kafkas halklarından temsilcilerin kanı vardır. Aralarında üst düzey komutanlar vardır, devleti kuranlar vardır.
Sakarya ve Dumlupınar’da Arnavut’u ile Boşnak’ı ile Pomak’ı ile ve Karaman Türkleri ile Yörükleri ile Balkan halklarının temsilcileri vardır. Aralarında Mehmet Akif gibi milletin İstiklal Marşı’nı yazan dev bir şahsiyet vardır.

Ermenilerle aynı siperde
Sakarya ve Dumlupınar’da, Kürtler ve Türkiye’nin Arapları yanında, ülkesine ve milletine bağlı Ermeniler, Rumlar, Süryaniler, Yezidiler de vardır. Yine Sakarya ve Dumlupınar’da, Hanefiler, Şafiler yanında Hacıbektaş dergahının talimatı ile bütün Aleviler ve Türkiye’nin Şiileri de vardır.
Eskişehir’de, Kütahya’da, Bilecik’de İnönü’de, Metristepe’de, Afyon’da, Manisa’da ve İzmir’de hepsinin teri, eti, kemiği birbirine karışmış, döktükleri kan birleşerek Sakarya nehrinden akarak vatan topraklarını sulamıştır. O kanı etnik ve dini kökenlerine göre birbirinden ayırabilir misiniz?
Ayırabilir misiniz!..
“Vurun Antepliler” diyenler arasında, Şahin Bey’i Karayılan’dan, Karayılan’ı Arslan Bey’den ayırabilir misiniz?
Şanlıurfa’yı Şanlıurfa yapan Türkmen ve Kürtmen aşiretlerini birbirinden ayırabilir misiniz?
Kahraman Maraş’ı Kahraman Maraş yapan Sünniler ile Alevileri birbirinden ayırabilir misiniz?
Giresunlu Topal Osman’ı İzmir’in, Aydın’ın efelerinden ayırabilir misiniz?

Tek kan; Türk kanı!
Sakarya’da bütün bu etnik ve dini unsurların kanı, herkesin kendi nüfus oranına göre birleşerek tek bir kan oldu. İşte Türk kanı o kandır.
Türk bu kanla sulanmış topraklardan beslenen insanların adıdır. Atatürk o kana Türk kanı demiştir, o kimliğe Türk demiştir ve eklemiştir:
“Diyarbekirli, Vanlı, Erzurumlu, İstanbullu, Trabzonlu, Trakyalı ve Makedonyalı hep bir ırkın evlâtları, hep aynı cevherin damarlarıdır.”
Peki bu zihniyeti hakim kılmak yeter mi?
Elbette yetmez..
Kayıtlı
ATO'in Imzasi

HER GECENİN BİR  SABAHI ...

  HER ÜLKÜCÜNÜN SORACAK BİR HESABI VARDIR...
29 Kasım 2010, 12:07:58
ATO

Admin

*


Üye No : 689

Yaş : 50

Nerden : ANKARA

Konu  : 852

Mesaj : 1060

Teşekkür Sayısı: 168
a.erolyalcin@hotmail.com
Çevrimdışı

Türkler ve Kürtler su gibidir!

Nasıl ki Oğuz Han destanı bütün Türk çocuklarında bir coşkuya sebep oluyorsa, bütün etnik grupların içinden çıkan ve Türkiye Cumhuriyeti’nin üzerinde kurulduğu Selçuklu, Osmanlı gibi büyük devletler ve onların yanında, yöresinde kurulmuş diğer devletler tarihinde, bilimde, sanatta, askerlikte ve diğer alanlarda tarihe imza atmış insanları tanıtırken, Alparslan, Fatih, Yavuz, Kanuni derken Şah İsmail gibi Selahattin Eyyubi gibi önemli şahsiyetleri ve onların destanlaşan hayatlarını da hiçbir ayırıma yer vermeden, Türk kanı dediğimiz o Sakarya’da birleşen kanı taşıyan yeni nesillere aynı coşkuyla aynı sevgiyle Oğuz Han ile birlikte öğretmek durumundayız.


Diyarbakırlı bir çocuk İstanbul’da veya Tuncelili bir çocuk Ankara’da, ilkokul ikinci sınıfa giderken veya İstanbullu, Ankaralı, İzmirli bir delikanlı Diyarbakır’da, Hakkari’de askerlik yaparken, arkadaşları ile birlikte Sakarya’daki kanı taşıdığının bilincinde olmalıdır ki kimseyi kimseden ayırt etmesin.
Sakarya’da birleşen kan, bugünkü Türkiye, Balkanlar, Kafkaslar ve Ortadoğu ile Kırım ve bütün Türk Dünyası’nın kanıdır.

Yine Altaylardan esin yeller Türkistan’a selam söylerken, Kuzey Irak ile Türkiye arasındaki sınıra duvar çekmek veya göletler inşa ederek doğal engeller koymak yerine, onların da Sakarya’da akan kanda ortak paydaları olduğunu görerek, hepsini “Dış Türkler” dediğimiz ve sevgiyle baktığımız gruplar arasında değerlendirmek ve bunda da içten olduğumuzu göstermek durumundayız.
Bütün bu unsurlar hep birlikte, Malazgirt’tin Sakarya’ya kadar yeterince etten, kemikten dağ gibi duvarlar oluşturmadı mı? Bu duvarların her tuğlasının harcında Alevisi Sünnisi ile Kürtmeni Türkmeni ile Türk dediğimiz unsurlar bir bütün değil midir?
Bilmeliyiz ki Avrupa Birliği’nin yolu Diyarbakır’dan geçiyorsa, yani AB modeli, Türkiye’nin etnik temelde bölünmesi anlamına geliyorsa, Türk Birliği de Hakkari’den, Şırnak’tan, Batman’dan, Erbil’den, Kerkük’ten geçer!
Edirne ile Erbil’i, Kütahya ile Kerkük’ü veya Erbil ile Bakü’yü, Astana’yı, Aşkabat’ı Taşkent’i ve orada yaşayan insanları aynı derecede sevmeliyiz ki onlar de bizi aynı derecede sevsin ve saysın.

Türkmenler ve Kürtmenler, hidrojen ve oksijenin birleşip suyu meydana getirmesi gibi, Malazgirt’ten beri, doğaya hayat veren su gibi olmuşlardır. Doğada parçalanmayacak hiçbir varlık yoktur. Ancak parçalama, doğanın imha edilmesi demektir. Türkmen ve Kürtmen’in veya diğer unsurların birbirinden ayrılması, birbirlerini parçalamaları anlamına gelir. Bundan da sadece ortak düşmanları sevinir. Demek ki ideolojileri bir kenara bırakarak, en azından bin yıldır tek bir köke bağlı ağacın dalları olan bu iki kimliği yeniden tek kimlik olarak düşünebilmeliyiz.


Yine tarihi olayları bir kenara bırakarak, Erivan’ı da yeniden gönül olarak kendimize bağlamak durumundayız. Çünkü Türk Birliği, karayolu olarak Erivan’dan da geçer!
Hepimizin kanında şu veya bu kökenden şu veya bu oranda bir farklılık bulunabilir. Değil mi ki bu kanlar Malazgirt’ten Sakarya’ya uzanan süreçte Mehmetçik adı altında tek bir kan olmuştur, o kanın adına Türk denilmiştir, o halde Türklüğü de sadece etnik bir grubun adı olarak görmek veya göstermekten kaçınmalıyız. Bunun, oksijen veya hidrojenin birbirinden ayrılması ve birbirlerini imha edici birer silâh haline dönüşmesi demek olduğunu algılayabilmeliyiz.
Kayıtlı
ATO'in Imzasi

HER GECENİN BİR  SABAHI ...

  HER ÜLKÜCÜNÜN SORACAK BİR HESABI VARDIR...
29 Kasım 2010, 12:11:51
ATO

Admin

*


Üye No : 689

Yaş : 50

Nerden : ANKARA

Konu  : 852

Mesaj : 1060

Teşekkür Sayısı: 168
a.erolyalcin@hotmail.com
Çevrimdışı

Üçüncü bin yılın ideolojisi Anadolu’dan çıkmalı

Bilmeliyiz ki, şanlı tarihimizle övünmekle birlikte, Batının bize dikte ettirdiğini, dayattığını değil, Batı’nın kendisi için yaptığını kendimiz için yapabilmeliyiz. Dolayısıyla bir menfaat birliği olan imparatorluktan bir kader birliği olan milli devlete geçerken yeniden hatırladığımız milli kimliğimizin üzerine titremeliyiz.
Çünkü Batı kendisi için öncelikle bunu yapıyor.
Biz de kendi birliğimizi parçalanarak değil, bizden koparılanlarla kader birliği yaparak koruyabilir ve yüceltebiliriz.
Her etnik ve dini grup kendi kaderini Batı’nın desteği ile kendisi çizmeye karar verirse, sadece yem oluruz, köle oluruz!

Demek ki Türkiye, Azerbaycan ve Türkmenistan’dan oluşan Oğuz birliğinden önce Türkiye’nin Balkanlar, Kafkaslar, Kuzey Irak ve Suriye hattı ile birlik araması fevkalade yerindedir ve zaten daha ötesi bu birlik olmadan mümkün değildir.
Bu bilincin dayanacağı sınıf temeli de elbette yine Malazgirt’ten Sakarya’ya uzanan süreçte oluşan ve Türk dediğimiz ortak paydaya sahip köylüdür, esnaftır, işçidir, sanayicidir, iş adamıdır.
Dolayısıyla mücadeleye bu bilinçle yeniden ve Atatürk’ün deyimiyle, kendimizi “vasıtasız ve hiç telakki ederek” sıfırdan başlayabilmeliyiz. Bu başlangıcı yapabilecek yeterlilikte kadrolar vardır. Mesele buna karar vermek ve organizasyonu yapmak ve bu bilinçle yetişmiş her alandan lider kişilikler çıkarmaktır.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Türk Devlet ve Toplulukları ile ilgili istikrarlı bir politikası yoktur. Bunun sebebi, Türkiye’nin Avrupa Birliği kapısında oyalanmasıdır. Avrupa Birliği, Türkiye için hiçbir zaman alternatif olmamıştır.
ABD ve Avrupa’nın hedefi, Türkiye’yi Hıristiyanlaştırmak ve teslim almaktır. Türkiye, Balkanlar, Kafkaslar ve Ortadoğu’daki akraba topluluklar ve Türk Cumhuriyetleri ile petrol ve doğalgaz konusunda bir işbirliği örgütü kurarak, bunu bir ekonomik ve kültürel birliğe dönüştürebilir.
Bunu başarabilmek için öncelikle, sadece Türklüğün değil bütün insanlığın mutluluğunu esas alan 21’inci yüzyılın veya üçüncü bin yılın ideolojisini hazırlamak gerekir.

Temel ölçülerimiz, kendini bile kayırmayan ve şiddeti reddeden bir adalet fikri ve açıklıkla bağdaşmayan eylemleri ve karar mekanizmalarını hukuk dışı kabul eden ve gizli terör olarak nitelendiren, hukuk devleti ve hukukun üstünlüğü anlayışı olmalıdır.

Adaletin kendini bile kayırmamak olduğu fikrine paralel olarak Balkar Türkleri’nden Örüzlan Bolat’ın “Adalet, şiddete başvurmamaktır” tanımlamasından da faydalanarak bir “Evrenli bilinci” nden de söz edebiliriz. Bolat’a göre, ancak böyle bir bakış insan gezegenini yakalayan bu bunamanın üstesinden gelmeye, insanoğlunun gerçekten değişmesi için yol açmaya, şartsız ve ivedilikle acil problemlerimizi çözmeye yardımcı olacaktır:
 “Bu sorunların en önemlisi, gün geçtikçe dünyamızı saran ve böylelikle onu boğan, şiddet biçimi olan yalanları, uydurma haberleri yok etmektir. Biz varız. Çünkü Tanrı böyle istiyor ve demek ki biz, birbirimizin karşısında eşitiz. Ama bundan böyle de çocuklar ölürse, gezegenimizdeki herhangi bir insan topluluğu üzerinde baskı, şiddet uygulanırsa, insan soyunun yaşamaya hakkı yoktur. Yeryüzü gezegeni ölümsüz değildir. Ama insanlık ayrı bir gerçektir, vardır ve o, evrende her zaman var olmalıdır.”
Kayıtlı
ATO'in Imzasi

HER GECENİN BİR  SABAHI ...

  HER ÜLKÜCÜNÜN SORACAK BİR HESABI VARDIR...
30 Kasım 2010, 12:31:34
ATO

Admin

*


Üye No : 689

Yaş : 50

Nerden : ANKARA

Konu  : 852

Mesaj : 1060

Teşekkür Sayısı: 168
a.erolyalcin@hotmail.com
Çevrimdışı


“Gün tuğ olsun gök kurıkan”
Bu gezegen üzerinde gerçek baskı altında olan kim? Balkar Türkleri’nden Örüzlan Bolat, bu soruya şöyle cevap veriyor:

“Geçenlerde dünyanın uzaydan çekilmiş bir fotoğrafını gördüm. Orada bile Türk dünyasının bir bütün olduğu dikkat çekiyordu. Ama yeni bir bin yıla girerken bile, gerçekte tek bir ulus olan Türk halkları, bağımlı olmaya devam ediyor. İnsanlığın doğal ölümsüzlüğünün, ebedi kalıcılığının devam etmesi için Türk dünyasının özgür olması temel şartlardan biridir. Gezegenimiz, özgür gelişen Türk dünyası olmadığı için tıkanıyor...”
Yine Afrika uluslarının, Amerika kıtası ve Okyanusya yerlilerinin şu anda bile temel insan haklarından yoksun olduğu, bütün insanlığın bildiği bir gerçektir. O halde, Türkiye insan hakları bayrağını eline alırken, sadece Türk dünyası için değil, bütün insanlık için çaba sarf etmelidir.

Demek ki her insanı her halkı kendisine ait haklar ve özgürlükleriyle birlikte ayrı bir kişilik olarak değerlendirmek, kendi ekonomik ve sosyal düzenini, dilini, dinini, kültürünü onlara dayatmamak, fakat “adalet ve açıklık” ilkelerini bütün insanlığın ortak ilkeleri haline getirmek de temel görüşümüz olmalıdır.
Atatürk’ün dediği gibi “istibdat fikrini öldürmek” yani şiddeti, gizli açık terörü ortadan kaldırmak, adaleti hakim kılmak hedef olmalıdır.

Yeni Dünya Düzeni veya küreselleşme ideolojisi sahiplerinin, insan haklarını, ulusları çözmek ve parçalamak için kullanması karşısında, bütün dillere ve kültürlere saygı duyarak, aralarında adalet ve açıklık ilkelerini esas almak, hem çözülmeleri durduracak, hem de bütün insanlığı kendi kişiliğini ve korumak kaydıyla

bir “evrenli bilinci” nde birleştirecektir.

İnsan hakları, bundan böyle milliyetçilerin bayrağı olacaktır.
Hedef: Türk Birleşik Devletleri
Bütün Türk Dünyası için hedef, 5 Ocak 1993 tarihli Ortadoğu gazetesinde belirttiğimiz gibi, Türk Birleşik Devletleri olmalıdır:

Şimdi bu görüşlerimi tekrarlamak ile birlikte Kerkük, Musul ve Erbil’in de, Suriye, Ürdün ve Lübnan’ın da, Balkanlar ve Kafkaslar’ın da bu birlik içinde düşünülmesi gerektiğini ilave ediyorum.
“Türklerin jeopolitiği” üzerinde temel olarak kabul edebileceğimiz en veciz stratejik söz, Oğuz Kağan destanındaki, “Daha deniz daha müren / Gün tuğ olsun gök kurıkan” ifadesidir.
Demek ki Türk felsefesinde güneş bayrak, gök çadırdır!
İşte bu bilinçle, bütün insanlığı esas alarak, yeni bir dünya vizyonu çizebilirsek, insanlığı ve kendimizi, yani Oğuz Han destanından Malazgirt’e, Malazgirt’ten Sakarya’ya uzanan süetçe oluşan ve içinde Sünnisi ile Alevisi ile Şiisi ile Balkanlar. Kafkaslar, Ortadoğu ve Türk Dünyası’nın tamamını kapsayan ve bu süreçte bütün etnik ve dini unsurlarla birlikte özellikle Kürtlerin varlığıyla da güçlenen Türk kimliğini, küresel kapitalizmin boyunduruğundan kurtarmak mümkün olabilir.
Anadolu içinden yükselen yeni sınıfın desteğini almadan bütün bunları yapmak mümkün değildir. Demek ki mesele, siyasi mücadelede düğümleniyor. Ancak siyasi bir mücadele de bir ekonomik zemine dayanmak durumundadır.

O halde, bu sınıfın insan hakları, demokratikleşme, askeri vesayetten kurtulmak gibi haklı taleplerine artık Türk Milliyetçileri şekil ve yön vermek durumundadır.
« Son Düzenleme: 30 Kasım 2010, 12:33:25 Gönderen: ATO » Kayıtlı
ATO'in Imzasi

HER GECENİN BİR  SABAHI ...

  HER ÜLKÜCÜNÜN SORACAK BİR HESABI VARDIR...
Etiket:

Google Words: Türk Birliği Hakkari’den geçer (1) Dosyası, Türk Birliği Hakkari’den geçer (1) Downloand , Türk Birliği Hakkari’den geçer (1) Resimleri, Türk Birliği Hakkari’den geçer (1) Hikayeleri , Türk Birliği Hakkari’den geçer (1) Haberleri , Türk Birliği Hakkari’den geçer (1) İndir , Türk Birliği Hakkari’den geçer (1) Yükle , Türk Birliği Hakkari’den geçer (1) Videosu , Türk Birliği Hakkari’den geçer (1) Arşivi , Türk Birliği Hakkari’den geçer (1) Şiiri , Türk Birliği Hakkari’den geçer (1) Sözleri , Türk Birliği Hakkari’den geçer (1) Nickleri , Türk Birliği Hakkari’den geçer (1) Yazıları ,
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Dost Siteler -Link Değişimi
Yasal Uyarı
Sitemizde yer alan konular üyelerimiz tarafından açılmaktadır. Bu konular zaman zaman yönetim tarafından takip edilsede gözden kaçabilen telif hakkı olan veya mahkeme kararı çıkmış konular yer alabilir. Bu tür konuları bize reis@ulkucutavir.com email adresine bildirebilirsiniz, şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede gereken yapılacaktır. - Report Abuse, Harassment, Scamming, Hacking, Warez, Crack, Divx, Mp3 or any Illegal Activity to reis@ulkucutavir.com
MySQL Kullanıyor PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.14 | SMF © 2006-2009, Simple Machines LLC XHTML 1.0 Uyumlu! CSS Uyumlu!
|Tags |Tagged |Site Map | Sitemap1 | Arşiv | Wap | Wap2 | Wap Forum | XML | Rss
Bu Sayfa 0.406 Saniyede 27 Sorgu ile Oluşturuldu

20 Mayıs 2012, 00:14:42