|
|
 |
|
|
SENEM AYŞE 1879'da Adıyaman'ın Sıvanlı nahiyesine bağlı Körtenli köyünde doğmuştur. Babası Haveydi aşiretinden Yusuf'tur. Annesinin adı da Senem'dir. Küçük Senem Ayşe yedi yaşına kadar köyünde oturmuş, 1886’da ailece Maraş'a göçmüşlerdir. Aile, beraberinde Ramazan adlı yeğenini de getirir, bir süre sonrada Ramazan, Senem Ayşe ile evlendirilir. Bu birleşmeden yedi sene sonra bir erkek çocuk dünyaya gelir, adını Ökkeş koyarlar.
Maraş, 22 Şubat 1919'da İngilizler. Ekim 1919'da da Fransızlar tarafından işgal edilir. Fransız kumandanı General Querette 13 Aralık 1919'da şehirde yönetime el koyar. Ulu Cami'nin kapısına bir beyanname astırarak göreve başladığını bildirir, "Osmanlı ülkesindeki kanunlara uyacağız ve hürmet ettireceğiz" vaadinde de bulunur. Fakat, Fransız işgal kuvvetlerinin, yardakçıları Ermenilerin desteğinde yapmadıkları zulüm ve çapulculuk yoktur. Ayrıca General Querette niçin taşıdığını bile tahkike lüzum görmeksizin üzerinde bir rovelver çıkan bir adam bila-sual (sorulmaksızın) kurşuna dizilecektir.
Bir kargaşalık zuhurunda telef olacak (ölecek) veya yaralanacak bir Fransıza mukabil, yerliden iki adam kurşuna dizilecek, bunlar kura ile intihab edilecek gibi emirler de yayınlatır. Maraşlılar artık kadın-erkek demeden can, mal, namus ve aile fertlerini koruma davasının peşine düşmüşlerdir.
Maraş'ın Kümbet mahallesinde oturan Senem Ayşe'nin eşi Ramazan da Haveydi aşireti mensuplarını, mahallesi ve ailesi efradını toplar, ermenilere ve Fransızlara karşı çete harbine başlar.
Senem Ayşe de bazen evde yemek yapar, bazen da yaralıların tedavisine koşar, onlara şifa vermeye çalışır. Ramazan mücadelenin beşinci günü, bir sokak çatışmasında Ermeniler tarafından alnından vurularak şahadet şerbetini içer. Onun çetesi mensuplarından birisi koşarak evine gelir, Senem Ayşe'ye “Bacı Ramazan Ağa şehit oldu” kara haberini verir. Senem Ayşe evde bulunan fişeklikleri kaptığı gibi, kocası Ramazan'ın başucuna gelir. Ona sarılır, akan kanlarını yüzüne sürer, kocasının mavzerini aldığı gibi, sevinç çığlıkları atan Ermenilere basar kurşunu, sonra çete ile birlikte savaşa devam eder.
Bir gün cephaneleri tükenir, Haznedarlı semtinde çadır kuran Mustafa Kemal Paşa'nın kumandanı Kılıç Ali Paşa'nın huzuruna çıkar, ondan silah ve cephane ister.
Kılıç Ali Paşa "BACI, SEN EVİNE GİT, BİZ ERKEKLER SAVAŞIRIZ" mukabelesinde bulunur.
Senem Ayşe'nin ısrarı üzerine, kendisine bir hedef gösterirler, kahraman kadın onu tam on ikiden vurur.
Kılıç Ali Paşa hayretler içinde kalır. Bacı'ya gereken her şeyin verilmesi emrini verir. Bol cephane ile evine dönen Senem Ayşe, kendi evinin yakınındaki bir Ermeni evinin cephane deposu olarak kullanıldığını fark edince, kendi evine gaz dökerek yakar, cephane deposu olan ev de havaya uçar.
Mahallesine ve sokağına hakim olan Senem Ayşe Kümbet Mezarlığı'nın batısında bulunan Hemhane Kilisesi'ne girip orada bulunan ve Türklere top ve makineli tüfek ile ateş açan Ermenileri ve Fransız askerlerini imha planı kurar.
Yanına üç çete mensubunu alarak mezarlığın en yüksek ve kiliseye hakim yerine çıkarak oradan aşağıya ateş açarlar. Dikkati o tarafa çekilen düşman, kendilerine ateşle karşılık verir. Bu karşılıklı müsademesırasında, diğer çete efradı gizlice kilisenin bahçesine sızarlar ve uzun, zorlu bir çatışmadan sonrakiliseyi zaptederler.
Artık kadın-erkek el-ele veren Kahramanmaraşlılar kendi şehirlerine hakim duruma geçmişlerdir. Neticede bu amansız, sabırlı, vatanperverane mücadele 12 Şubat 1920'de Fransızların mağlubiyeti kabullenerek geriye çekilip gitmeleri ile sonuçlanır.
Bir kısım çeteler bu defa Antep müdafaasına koşarlar. Elbette, vatan bir bütündür, nerede düşman varsa, herkes bütün gücü ile oraya koşacak, düşmanı geldiğine pişman edecektir.
Senem Ayşe, köyüne yolladığı oğlu Ökkeş'i getirtir. Baba ocağı, yanan evini tamir ettirir. Yaptıkları çoktan unutulup gitmiştir. Fakirlik ve yoksulluk içinde ömrünün geri kalan kısmını kah kocakarı ilaçları yaparak, kah kırık çıkık sararak kazandığı paralarla tamamlamaya çalışır. 8 Şubat 1954'te, yani Maraş'ın kurtuluşunun 34. senesi arifesinde hayata gözlerini yumar.
Yoksulluk çektiği yıllarda bir çok devlet yetkililerine müracaat ettiğinden, yardım istediğinden, fakat hiçbir cevap alamadığından bahs edilmektedir.
Erzurum'un meşhur Nene Hatun adlı kahraman anasını da ben küçüklüğümde Erzurum sokaklarında kışlık tezek yapmak için sırtında teneke ile dolaşıp, hayvan pisliği topladığını görmüştüm. Bu kahraman kadın da taze bir gelin iken şehrini zapt eden Ruslara karşı silaha sarılmış, Aziziye tabyası denilen istihkam mevkiini kurtarmıştır (1877'de).
Anadolu'nun her yanı şehitlerin kanı ile sulanmıştır. Bunlar arasında erkekler, kadınlar, kocalar, kardeşler, çocuk yaşta olanlar vardır.
HEPSİ İSİMSİZ KAHRAMANLARDIR.
Fakat gönül huzuru ile, kalpleri iman ateşi ve yurt sevgisi ile göçüp gitmişlerdir. Senem Ayşe, Rahime Hatun, Gül Hanım, Nene Hatun gib niceleri de bazen bir isim bile bırakmadan, ama varını yoğunu bu vatan uğruna verip mutluluğa ermişler.
|