| 19 Kasım 2011, 21:18:59 |
|
|
 |
|
|
Muhsin Yazıcıoğlu MHP’den ayrıldığında, bir toplantısına katılmıştım. Denizli’de. Salon doluydu, Yazıcıoğlu, niçin ayrıldıklarını anlatmıştı. Anadolu’yu dolaştılar o yıllarda. “Ayrılmakta haklıyız, MHP bu anlayışla tekliyor” dediler. “Ülkücü hareketin dağılma aşamasına” geldiğini söylüyordu Yazıcıoğlu. Taşra fazla farkında olmasa da, Türk Milliyetçilerine 1970’lerde musallat olan bir virüs, 80 sonrasında etkinliğini arttırmaya başlamıştı. Her yönden aksiyon olan hareket, 80 sonraki durağan görüntüsü içinde, kaynıyordu. “14 yaşındayken davaya katıldığını” söylüyor Yazıcıoğlu. Hayatı bu mücadele içinde geçmiş ve her nasılsa yolu “manevi cephe!” ile kesişmiş. Aksiyon insanı Türk Milliyetçisinin, ruhunu donatmak ve siyaseten fayda ummak düşüncesiyle adımını attığı o kesim bataklıktı, tuzak doluydu. Yazıcıoğlu “siyaset, gömleğin ilk düğmesinin iliklenmesi gibidir. İlk düğme doğru iliklenirse hepsi doğru gider” diyor bir konuşmasında. İlk düğmeyi onun adına başkalarının iliklediğini, “Bizim tarlayı bizden habersiz sürmüşler” cümlesinden anlıyoruz. İçinde bulunduğu hareketten 1992’de koptu. Bunu bir yıl öncesinden (1991), 2000’e Doğru Dergisi “Yeni başbuğ Muhsin Yazıcığlu” başlığı ve dergiye kapak yaparak vermişti. Ayrılışından, altı ay sonra da, 1993’te BBP kuruldu. "İçinde bulunduğu partinin siyasi anlayışıyla uyuşmadığı" gerekçesi ile 1992’de MÇP’den istifa eden Yazıcıoğlu, 1995 erken genel seçimlerinde ANAP’la ittifak ederek, ANAP Sivas Milletvekili seçildi. Bu arada 1992’de MÇP, MHP adını aldı. Sürüden Ayrıldılar, Savruldular “Ayrıldılar mı, kovuldular mı?” sorusunun cevabı, BBP’nin tarlasının kimlerce sürüldüğü ile ilgili. Hareketin lideri olmak için, dirsek temasında bulunduğu manevi cephe!, onu yüreklendirdi. Rahmeti Türkeş, hareketi başkasının kontrolüne bırakacak yapıda değildi. İpler o noktada koptu, görüşü öne çıkıyor. Biraz evvel sorduğum sorunun cevabı, ikisi de. O dönem bunun sonucu, MHP’nin meclis dışı kalmasıyla görüldü. Bazılarına göre eşik aşılmıştı. Türk Milliyetçilerini kontrol edemeyenler, onları meclis dışı bırakmayı başarmıştı. Alparslan Türkeş’in vefatının ardından 1999’daki genel seçimlerde MHP, tekrar ve o vakte kadar hiç görmediği milletvekili sayısı ile meclise girdi. Lâkin her yan, tuzakla doluydu. BBP içinse ibre, tersine dönmüştü. BBP’nin bundan sonraki görevi, içte içe MHP’nin tabanına sirayet edip kafa karışıklığı yaratıp, oylarını yükseltmekti. Buna bizzat şahidim. İşe yaramadı. Bu arada tarla nadasa bırakıldı. Sonrasında çıta bir türlü yükselmedi. Yeni politika üretmek yerine, giderek başka politikalarda rol üstlendiler. Neticeye gelirsek; sürüden ayrıldılar, savruldular. Bunlar niye aklıma geldi? Öncelikle yüreğim daralıyor. Zamanın bizler için tersine işlediğini düşünüyorum. Yârimiz vatan, hoyrat ellerde hırpalanmakta. Sussam gönül razı değil. Yüzyıllar boyunca Dünya devletleri kurmuş, insanlığa adalet ve huzur götürmüş, Türk Milletinin, devletinin çekirdeği Türk Milliyetçiliği, ayak sürüyor. Ömrünü kavmiyetçilikle geçiren bir zat-ı sungurun, “kavmiyetçilik günah” diyerek, bu milletin tertemiz insanlarına zehrini akıtmaya devam etmesi, İslâm değil ırkçılık olarak geliyor kalbime. Milletin önüne dikilmiş, yürüyüşünü yavaşlatan, batının oluşturduğu, adı her ne olursa olsun tüm figürleri tanıyalım diyor aklım. (Dünya lideri devletler sadece futbol ve efsaneleşen artistlerle belirlemiyor gündemi. Yapay din alimleri de üretiyor toplumları, idare edebilmek için.) Ayrılıkta azap vardır. O azabı, hepimiz yaşıyoruz. Gönül ister ki, dün savrulanlar, bugün tarihi sorumluluklarını yerine getirsin. Hem insanlığa, hem de Türk Milletine karşı görevleri bu. “Hatadan dönmek, hiç hata işlememek” gibidir. Ziya Gökalp’in satırlarını 2. Kez tekrarlayacağım. Necip Fazıl’a göre “Türk Milliyetçiliği” İslâm tabanında yükselmeli, yoksa “posa milliyetçiliği” olur diyordu, Ziya Gökalp’e. Lâkin, “birisi bedense, diğeri ruh” diyen, Türk Milliyetçiliği saflarında iken, vefat etmişti kendisi hatırlarsanız. İkisine de Allah’tan rahmet diliyorum. Necip Fazıl 1977’de yayınladığı beyannamede, MHP için: “1- 1960 gece baskınının sorumluları arasında değildir. 2- Posa ve kabuk milliyetçiliğinden uzak ve ruhi muhtevaya tabi manada milliyetçidir. 3- Başını dayadığı tek ruhi muhteva yine tek kelimeyle ve büyün ölçüleriyle İslam’dır. 4- Son 150 yıllık taklit devrimizin bütün sahtekârlarının tezgâhlayacak ve gerçek oluşu billurlaştıracak bir tarih revizyonuna sahiptir” demişti. Bu köşede, o iki adı buluşturuyorum. “Hatta ben olsaydım: Kürd, Arap, Çerkes; İlk gayem olurdu Türk milliyeti Çünkü Türk kuvvetli olursa, mutlak, Kurtarır her İslam olan milleti!” (Ziya Gökalp)
NEVAL KAVCAR
Açıklama: 1- Değerli yorumcular, akıl dairesinde kalalım, yapıcı olalım. “Bizim davamız; asırlarca devam eden büyük Türk varlığının, yine asırlarca devamını temin etmekten ibarettir” düşüncesine, Türk’ün liderliği ile ulaşabiliriz. Bu ırkçılık değildir. Bunu herkes kafasına, mıh gibi çaksın.
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
|
|
| 19 Kasım 2011, 21:21:56 |
|
|
 |
|
|
“Bizim tarlayı sürmüşler... Çok sonra öğrendik...” Meselesi Bu konuyu köşesine taşıyan, Reha Muhtar. Tarih 25 Eylül 2011. Kaza ne zaman oldu? Mart 2009. İki buçuk yıl boyunca hafızasında o cümleyi tutup, dur şunu yazayım diyen Reha Muhtar’ın DDK’da ifade verdiğini ve “bizim tarlayı sürmüşler, haberimiz olmadan” cümlesini reddettiğini söylüyor bir yorumcu. Güya hatırlayamamış Reha Muhtar.. Böyle bir bilginin, kamuoyuna yansıdığından habersizim. Mutlaka çözmek gerek diyen aklın yolunu izledim. O yazar AKP’liymiş diyor yorumcu. Ne fark eder? Önemli olan duyduğunu iddia ettiği cümle. İkibuçuk yıl unutmayıp, yazdıktan sonra “hatırlayamadım” tevatürü için Sayın Reha Muhtar’a sordum. “25 Eylül 2011 tarihli "bizim tarlayı sürmüşler, haberimiz olmadan" konulu yazınız için, DDK'da bilginize başvuruldu mu?” diye. Yetişirse bu yazı içinde, yetişmezse cevabını size ileteceğim. Reha Muhtar’ın o gün yazdıkları ilginç: “Malatya Başsavcılığı, “helikopter kazası bir cinayet mi” onu araştırırken Tuğgeneral Ali Lapanta’nın ifadesini aldığında Muhsin‘in korktuğu o soruyu soruyor: “Hrant Dink, Rahip Santoro, Zirve Yayınevi cinayetlerinde Alperen Ocakları’nın kullanıldığı söyleniyor...Yazıcıoğlu’nun bu tip olaylara engel olduğu için öldürüldüğü iddialarına ne diyorsunuz?..” diye... Bu soruya Ali Lapanta, “Bu soruları niye bana sorduğunuzu anlamış değilim... Sorulması beni üzmektedir...” cevabını veriyor...” (Vatan – Eylül 2011) Bana kalırsa tarla da elden çıkmış. Elden çıktığının farkında değiller. Kendilerine ait olmayan tarlayı, kendilerinin sanıp başkaları adına sürüyorlar. Yukarıdaki haberde tarlanın sürüm ihalesinin, vurun abalıya yıkılmak istendiği görülüyor. “Hangi taşı kaldırsak altından asker çıkıyor, bari toptan kapatalım şu asker ocağını dedirtecek yaklaşımlar” bunlar. Muhtemeldir ki rahmetli Muhsin Bey, kimlerin sürdüğünü öğrenmişti. Bu durum-lar bilgisi dışında gerçekleşti ise rahatsızdı diyebiliriz en fazla. Son olarak Reha Muhtar’ın köşesine taşıdığı o cümleyi reddetmek akla şunu getiriyor. “Tarlanın sahibi ölse de, biz o tarlayı sürmeye devam edeceğiz.” İhaleyi başkalarına yıkıp, yola devam edecekleri seziliyor. “Malum cümleyi reddedenler, o tarlayı sürenlerin” ya oyununa geliyor, ya da bizzat olup bitenden haberdarlar. Takdir sizlerin. Görüntü böyle. ÖNEMLİ: Sayın Reha Muhtar hızlı bir şekilde cevapladı. Kendisine teşekkür ediyorum. Cevabı aynen şöyle: Sayın Neval Kavcar, Bana kimse bir şey sormadı… Ben de kimseye bir şey söylemedim… Sevgiler… Reha Muhtar.. (18 Kasım 2011- Cuma) O halde “Bizim tarlayı sürmüşler... Haberimiz olmadan...” cümlesi doğrudur. Bu tür yanlış haberleri yayarak, kimin gazı alınıyor? Neye yarıyor? İşte ortaya çıktı. Rahmetli Yazıcıoğlu için “yaralı, ambulansla yola çıktı” deyip, onu donmaya terk edip, işin üzerini örtenler karartmaya devam ediyor. Aydınlatıyoruz diyenler, ışığı git gide kapatıyor. Bizler görüyoruz da, Allah görmeyenlere nasip etsin. Açıklama: Yukarıdaki satırlar şu yorum üzerine yazıldı. “Tarla sürme cümlesini Muhsin Başkanın ağzından duyduğunu iddia eden kişi AKP li bir gazetecidir ve o gazeteci DDK ya ifade vermeye çağırıldığında böyle bir sözü hatırlamadığını söylemiştir. Yazınızın temelini oluşturan bu cümle hakkında keşke biraz araştırma yapsaydınız. O yüzden kayda değer bir yazı olmamış. Eğer Muhsin Başkan hakkında bişeyler yazmak istiyorsanız keşke biraz onu tanısaydınız. Şimdi cevaben ben onu çok iyi tanıyorum, onunla şurada konuştuk burada dertleştik falan diyebilirsiniz. İşte o zaman bizim Muhsin Başkana olan eleştirilerimizin haklı olduğu ortaya çıkar. Sizin gibi onu tanımayan kişilerle muhatap olması bizi hep üzmüştür.”
Nankör Civciv Anlayışı Bir yorumcu “Kurtça” konuştuğumu, hakaret maksadıyla söylemiş. Kendisine teşekkür ediyorum. Bu lisana vakıf olmak için ömrüm geçti. Çıktığı kabuğu beğenmeyen civcivler mevcut. Onlara göre kabuktan bahsetmek ırkçılık. Oysa o kabuk olmadan hayat bulmalarına imkân var mıydı? Allah yollarını açık etsin diyorum.
N.K
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
|
|
|
Etiket:
Google Words: Savrulan (Türk) Milliyetçiler(i) Dosyası, Savrulan (Türk) Milliyetçiler(i) Downloand ,
Savrulan (Türk) Milliyetçiler(i) Resimleri, Savrulan (Türk) Milliyetçiler(i) Hikayeleri , Savrulan (Türk) Milliyetçiler(i) Haberleri , Savrulan (Türk) Milliyetçiler(i) İndir , Savrulan (Türk) Milliyetçiler(i) Yükle ,
Savrulan (Türk) Milliyetçiler(i) Videosu , Savrulan (Türk) Milliyetçiler(i) Arşivi , Savrulan (Türk) Milliyetçiler(i) Şiiri , Savrulan (Türk) Milliyetçiler(i) Sözleri , Savrulan (Türk) Milliyetçiler(i) Nickleri , Savrulan (Türk) Milliyetçiler(i) Yazıları ,
|
|
Dost Siteler -Link Değişimi |
| Yasal Uyarı |
|
Sitemizde yer alan konular üyelerimiz tarafından açılmaktadır. Bu konular zaman zaman yönetim tarafından takip edilsede gözden kaçabilen telif hakkı olan veya mahkeme kararı çıkmış konular yer alabilir. Bu tür konuları bize reis@ulkucutavir.com email adresine bildirebilirsiniz, şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede gereken yapılacaktır.
- Report Abuse, Harassment, Scamming, Hacking, Warez, Crack, Divx, Mp3 or any Illegal Activity to reis@ulkucutavir.com
|
Yükleniyor...
| | | | |