| 10 Temmuz 2008, 20:07:48 |
|
|
 |
|
|
Osman Yüksel Serdengeçti
Osman Yüksel Serdengeçti, ilkokulu Akseki’de, orta ve liseyi Antalya’da bitirdikten sonra 1940 yılında Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’ne girdi. Fakülte son sınıfta iken karıştığı olaydan dolayı okuldan atıldı. Yapılan tahkikat neticesinde beraat etmesine rağmen tekrar okula alınmaz. Bundan dolayı dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel’e hitaben yazdığı “Yüksek Vekaletin Alçak Vekiline” adlı dilekçesinden dolayı mahkemece tutuklandı.
Tek sayı çıkarabildiği “Bağrıyanık” adlı mizah gazetesi yasak yayın sayıldı.
1965 yılında Adalet Partisi’nden bir dönem maceralı bir şekilde Antalya milletvekilliği de yapan Serdengeçti, akrabası da sayılan İsmet Hanım’la evlenir ve bu evlilikten bir erkek çocukları dünyaya gelir. Lakin o da iki yaşında vefat ettikten sonra bir daha da çocukları olmadı.
Yakalandığı parkinson hastalığından kurtulamayarak, 10 Kasım 1983’te Ankara’da Hakk’ın rahmetine kavuştu.(1)
Sempatik ve cesurdu
66 yıllık hayatının büyük bir kısmı, akıl almaz mücadelelerle geçen, hapishaneleri mekan tutan, bildiğini söylemekten çekinmeyen dava insanının asıl adı Osman Yüksel’dir. Merhum Akseki Müftüsü Salim Yüksel’in oğludur. Eski Diyanet İşleri Başkanlarından merhum Ahmet Hamdi Akseki’nin yeğenidir.
Bir topluluk içerisinde derhal kendisini belli eden, dikkatleri üzerine çeken bir kişiliği vardı. Yasak, kural, baskı tanımayan bir karakter taşıyordu. Başkalarının tesirlerine kapılmaz, kendisi çevreye tesir ederdi. Serapa espiri dolu bir konuşma ve yazı üslubu vardı. Sempatik, cesur ve ataktı. Şahsiyetinin temel esaslarını içerisinde yetiştiği İslamî iklimden almış; dinî, tarihî, edebî eserleri okuyarak kültürünü zenginleştirmişti. Aynı zamanda şairdi.
Onun Sakarya Türküsü adlı şiirinden bir parçaya yer verelim:
“Trenimiz geçerken Sakarya kenarından,
Rüzgarlar esiyordu şehitler diyarından.
Dağlar rükûa varmış kabul olmuş dilekler,
Göklerden halka halka iniyordu melekler.”
“Ey bu ıssız yerlerde sükut eden sırların
Ulvî bir ilham ile manasına erenler!
Ey bir karış yer için dağ gibi can verenler,
Ey bu yollardan hergün geçen kara trenler,
Durun, susun, dinleyin...
Burada her bir zerre nabız gibi atıyor,
Sakarya ufukları kıpkızıl, gün batıyor.”
Yüksel Serdengeçti, bütün cesaret ve şecaatine rağmen daima aksiyonu değil, fikri önplanda tutmuştur.
Bir sorgulama esnasında Osman Y. Serdengeçti
Kalabalık bir yürüyüşün ardından tutuklanırlar. Siyasi Şube Müdürü sert ve asabi bir şekilde Serdengeçti’nin her cümlesi için ayrı bir zabıt tutturuyor, mühür v.s. Serdengeçti, adamın haline gülmeye başlıyor. O:
- Ne gülüyorsun be! Burada komedi mi oynuyoruz, deyince Serdengeçti:
- Ben ileride bu olayın romanını yazacağım. Sizin tipinizi bu olayın kahramanı olarak tesbit ettim. Romana çok uyuyorsunuz, onun için sevincimden gülüyorum, diyor. Tabi ki adam daha da zıvanadan çıkıyor.
Kendisi lider konumunda olduğu için ayrıca bizzat Vali Nevzat Tandoğan ifadesini almaya başlıyor.
- Gel bakalım isyanın elebaşısı, Ankara kazan, sen kepçe, karıştır bakalım ne çıkaracaksın? Ama hesabın yanlış, burada vali olarak ben varım, sana bunu yaptıracağımı mı sanıyorsun? Söyle bakalım nümayiş esnasında:
- Neden Dil Tarih’te gençleri kışkırttın?
- Neden Hukuk Fakültesi’de ayaklanma çıkarttın?
- Neden Mülkiye’de, Ziraat Fakültesi’nde ordu bozanlık yaptın? diye sual yağmuruna tutuyor. Hepsini reddedince, bu defa; sen hareketin başındaymışsın, nağralar atıyormuşun, deyince onu da reddetmiş. Bu sefer çekilmiş fotoğrafları çıkartmış:
- Pekala bu resimler de mi yalan söylüyor, bunlar da mı sahte diye çıkışmış. Bu kez felsefe bölümü talebesi olduğunu isbat eden şu cevabı veriyor:
- Vali Bey! Siz elbette ki, ciddi bir devlet adamısınız. Kesinlikle yalan söylemeniz mümkün değil. İthamlarınızın hepsini aynen kabul ediyorum. Felsefede bir cevher-suret nazariyesi vardır. Bir insanın cevheri bir mekanda olduğu halde, onun birden fazla nüshası (yani sureti) olabilir; bir sureti başka başka yerde gözükebilir.
Vali çok kızar ve:
- Suratına bir tane tokat atarsam cevher nerede, suret nerede anlarsın. Atın bunu, der.
Sorgulanması esnasında dahi serbest davranan, kimlik ve kişiliğinden ödün vermeyen bir prensibe sahip olan Serdengeçti, sıradışı hal ve hareketleriyle, sözünü esirgemeyen bir cesarete sahiptir.
Serdengeçti Mecmuası
Toplam 32 sayı çıkarabilen mecmuanın herbir sayısı binlerce basılıp dağıtılmak suretiyle toplumda ciddi tesir bırakmaktaydı. Şunu ifade etmek sanırım mübalağa olmaz: Hemen hemen bütün sayılarındaki yazılarından dolayı defalarca mahkemeye çıkmıştır. Henüz ilk sayısında dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel için:
- Evet ağzının sağ yanıyla Kur’an okuyan, sol yanıyla kızıl ıslıklar çalan bakan sensin, demiştir.
Avukatlığını yapan ve aynı zamanda dava arkadaşı olan Süleyman Arif Emre:
- Osman, yazdığın yazıları neşredilmeden önce bana göster, zararsız hale getirerek yazalım da başın belaya girmesin. Ne mümkün özellikle benden, nâmahremden kaçınır gibi gizlerdi.
Ben ancak mahkemeden, açılan dava için celpname veya tutuklama müzekkeresi geldikten sonra işe vâkıf olabilirdim. Çar-nâçar cübbeyi omuzlayıp arkadaşımızı savunmaktan başka çare kalmıyordu.
Meşhur Malatya davasından beraat ettikten sonra avukatına:
- Arif, ben şimdi devletten on dört ay alacaklıyım. Bir devlet mensubuna hakaret etsem bundan dolayı verilecek cezaya, bu yattığım mahsub edilir mi? diyerek tekrar içeri gireceğinin sinyalini vermekte. Çünkü o, hapishaneyi “evim” diye tanımlıyor.
Korkuyu korkutan, ölümü öldüren Serdengeçti, davasıyla ilgili, uzun bir ara geçtikten sonra çıkardığı mecmuasında şöyle ifade ediyor:
Davasının kendi dilinden tanımı
“Çünkü davamız, Allah davası, millet davası, vatan davasıdır. Bu mukaddes dava karşısında biz, nefsimizi sildik, kendimizi bildik.
1940 yılından beri kötü niyetlere, şer kuvvetlere karşı amansız bir mücadele açmış bulunuyoruz. Yıllardır bin bir facia ile dolu mücadele hayatımızda, türlü mahkumiyet ve mahrumiyetlere uğradık. Üniversitelerden mi kovulmadık? Kollarımıza kelepçeler, şehirlerden şehirlere mi sürülmedik? Hangi birinden bahsedelim.
Bütün bunlara rağmen sinmedik, yılmadık, ölmedik... Çünkü O’na inanıyoruz. O’na güveniyoruz. Hiç ölmeyene, hiç solmayana, eşi nâzir olmayana gönül verdik. Mücadeleye, er meydanına yalın kılıç atılanların, Serdengeçtiler kafilesine yeni katılanların pervasızlığı, imanı, heyecanı, zindeliği var içimizde... Kim ne derse desin, önümüze hangi engel çıkarsa çıksın, bu ateş sönmeyecek, bu dava ölmeyecek. Serdengeçti yolundan dönmeyecek.”
SERDENGEÇTİ İÇİN DENENLER
Hüseyin Üzmez
İki Milli(2)nin dışında, bütün millilerin yanında olduğunu söyleyen Serdengeçti: “Hey Yarabbim... Nedir bu İsmetler’den çektiğim. Biri yıllarca beni zindanlarda inletti, öbürü de hayatım boyu dır dır dinletti... (Hanımı asil bir Anadolu kadınıdır)
Namazda secdeleri çok severdi. Çok defa hıçkırarak doğrulurdu. Bir gün şöyle dedi:
- Müslümanlar bu kadar zulüm görmeseydi, bu kadar ezilmeseydi, belki de ben hiç mücadele hayatına atılmazdım.
Ölüm haberini duyunca:
- Öldü demek... Hapishanelerden, zindanlardan kormayan; kravat gibi ölümü de takmayan dik başlı, dik karakterli, dik sözlü Osman Ağabey öldü ha?.. Necip Fazıl’ın dediği gibi:
“Uzanıverse gövdem, taşlara boydan boya,
Bu soğuk taşlar alsa alnımdaki ateşi...
Dalsa sokaklar kadar esrarlı bir uykuya,
Ölse kaldırımların kara sevdalı eşi...”
Ahmet Kabaklı
Osman Yüksel’ler, bu milletin ruh, iman, gelenek köklerine bağlı, taşkın zekalı çocuklarıdır. Yolsuzluklara, kötülüklere, dinsizliklere, saçma sapan yeniliklere, nursuzluk ve dönekliklere karşı içlerinde mukaddes bir isyanla İstanbu ve Ankara’ya giderler.
Yavuz Bülent Bakiler
Osman Yüksel... Bütün akımların karşısındaydı. Tembelliğe, geriliğe, kültür emperyalizmine, her türlü dikta heveslerine, taklitciliğe başkaldırırdı. O, Anadolumuzun yerli sesidir. Bir yörük kilimi tadar renkli, çarpıcı ve heyecan verici bir ses... Dün onun kalemi bir kılıçtı, bir fikir savaşının en ön saflarında bulunuyordu.
Hekimoğlu İsmail
Yazıhanesini ve hapishane anlayışını şöyle tanımlıyor:
Derginin idarehanesi denen yer, bir kitapçı dükkanıdır. Pek aydınlık değildi. Raflarda, yerlerde kitaplar, duvarlarda Serdengeçti’ler asılmış, hangi dergiden ne kadar soruşturma açılmış ne kadar hapis yatmış, hepsi üzerlerinde yazılı idi. Ekseriya peynir ekmek, yumurta yerdi. Evleninceye kadar bu dükkanda yattı kalktı.
Hapishaneye “evim” diyen Serdengeçti şöyle derdi:
“Dolandırıcı, sahtekar, namussuz, hırsız, katil... Hepsi hepsi hapis yatıyor. Bir hiç uğruna, bir alçaklık için hapis yatanlar, hapsi göze alanlar varken, ben neden dinim, imanım için hapis yatmayayım? Dinsiz olmayacağız, hapis olacağız. Ne yapalım?”
Dipnotlar:
1- Bu bilgileri, “Osman Yüksel Serdengeçti” isimli A. Rahim Balcıoğlu’nun kitabından özetlemeye çalıştım.
2- Milli Piyango ve Milli Şef (İ. İnönü)
Osman Yüksel Serdengeçti milletvekili seçilince Hüseyin Üzmez’e “Ben oraları bilmem , gel beraber gidelim.” Demiş. Meclisin girişindeki dönerli kapıdan önce Hüseyin Üzmez geçmiş, bir müddet ilerlemiş, lakin arkasından ayak sesi gelmediğini hissedince dönüp bakmış ki; döner kapı ile birlikte Osman Yüksel de dönüp duruyor.
Tutup kolundan çekerek kapıdan kurtarmış. Abi hayrola ne dönüp duruyorsun?” dediğinde aldığı cevap meclisin duvarına yazılacak kadar veciz:
-Sorma Hüseyinciğim, döneklik meclisin kapısında başladı. Allah içerde bize yardım etsin.
Bir Serdengeçti klasiği daha:
Osman Yüksel milletvekili olduğu dönemlerde bir mesele ile alakalı meclis kürsüsünde konuşurken CHP milletvekilleri sıra kapaklarına vurarak protesto eder ve konuşmasını engellemeye çalışırlar. Bunun üzerine Osman Yüksel SERDENGEÇTİ” Bu meclisin yarısı hıyar.”deyip kürsüden iner. Bunun üzerine CHP’li vekiller meclisin şahs-ı manevisine hakaret söz konusudur. Lütfen sözünü geri al, diye itirazda bulunurlar. Bunun üzerine Serdengeçti yeniden kürsüye gelip şöyle der:
-Tamam sözümü geri alıyorum. Bu meclisin yarısı hıyar değil.
Ya şuna ne dersiniz?
AP milletvekili olduğu dönemde Süleyman Demirel sık sık “Osman Yüksel varken Muhalefete ne gerek var.” Dermiş hatta hiç kravat takmadığı için sitem eder, oturumlara katılmasını istirham edermiş. Serdengeçti de kravatsız milletin vekili olduğunu beyan edermiş, bir defa kravat takmış onda da boynunu değil uçkurunu kullanmış. Boş işler dediği bir oturumda gübre meselesi konuşuluyormuş. Demirel meselenin çözümünü milletvekillerine sormuş. Herkes bir şeyler söylemiş. En son Serdengeçti söz isteyince herkes hayret ve ilgiyle ona doğru dönmüş, işte Serdengeçti’nin çözümü:
Sayın genel başkan bu işin çözümü çok kolay. Şu ön sıralarda oturan yiyip de çıkarmayan vekilleri tarlalarda şöyle bir dolandırıp def-i hacet yaptırın gübre meselesi hallolur.
Osman Yüksel Serdengeçti’ye “Senin hastalığının adı ne?”diye sormuşlar. O da; “Vallahi araba markası gibi bir şey . insanın benim de bir parkinsonum olsa diyesi geliyor.”demiş.
Hastalandığı zaman kendini ziyarete gelen Alparslan Türkeş’e “Bak Türkeş, senin en sadık müridin benim, sen “Ey Türk titre ve kendine dön.” Dedin. Ben de titremeye başladım.”demiş.
Hey koca Serdengeçti hey! Parkinson hastalığına yakalandığı zaman, ”Kalk be ne yatıyorsun?” diyenlere “Bir zamanlar dünyayı karıştırıyordum, şimdi çayımı bile karıştıramıyorum.” Diyor ve en büyük esprisini 10 Kasım’da hayata gözlerini yumarak yapıyor.
4 yıl mebus 10 yıl hapis yatan, “Allah’sıza, vatansıza, bayraksıza karşı SERDENGEÇTİ” dergisini çıkaran; her çıkardığı sayıdan sonra “Nasıl olsa tutuklayacaklar.” Deyip emniyete giden ve her gittiğinde de hakikaten tutuklanan; hapse giderken de “AÇIN KAPILARI OSMAN YÜKSEL GELİYOR.” Diyen Serdengeçtilere, dalkavukluğun, iki yüzlülüğün, menfaatperestliğin ayyukaya çıktığı günümüzde ne de çok ihtiyacımız var.
Ne dersiniz?
Gazi Karabulut
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
|
|
| 12 Şubat 2011, 14:30:37 |
|
|
 |
|
|
Ağıt
Yıllardır, yıllardır hayaller kurdum, Seni anam gibi aradım durdum, Ey benim sevgilim, ey Ana yurdum, Nerde benim Ural-Altay dağlarım? Akşam olur sabah olur ağlarım. Gövden bir yerde başın bir yerde, Aramıza inmiş bir demir perde, Söyle Turan sen nerdesin, ben nerde? Nerde benim yaslı Tanrı dağlarım? Akşam olur sabah olur ağlarım Turan ellerinden haber gelmiyor, Yarabbi derdimi kimse bilmiyor, Dört asırdır Türk'ün yüzü gülmüyor, Akşam olur sabah olur ağlarım. Nerde benim Ural-Altay dağlarım? Koskoca bir alem göçmüş yıkılmış, Türbelerin, camilerin yakılmış, Meydanlara kara putlar dikilmiş, Buhara der, Semerkant der ağlarım Nerde benim Ural-Altay dağlarım Kimlere söylesem bilmem derdimi, Acaba dünya böyle zulüm gördü mü, Bozkurt gitmiş ayı basmış yurdumu, Bozkurt'um der öz yurdum der ağlarım Nerde benim yaslı Tanrı dağlarım? Sen ey Hazar, engin Hazar, Türk Hazar, Söyle bana boylarında kimler gezer? .. Kafir moskof yine mezar mı kazar? Seyhun gibi, Ceyhun gibi çağlarım, Nerede benim Ural-Altay dağlarım? .. Moskof bayrağını çekmiş gemiler, Yol alırken dalgaların iniler, Her gelen haberde derdim yeniler Nerde benim Ural-Altay dağlarım Akşam olur sabah olur ağlarım. Vatanlar, vatanlar, esir vatanlar, Ey yüreği vatan için atanlar, Toplanın elleri silah tutanlar, Kıyam etsin ölülerim, sağlarım, Nerede benim yaslı Tanrı dağlarım? .. Esen yellere bak sevda yelidir, Açan güllere bak bayrak alıdır, Senden ayrı düşen gönül delidir, Nerede benim Ural-Altay dağlarım Akşam olur sabah olur ağlarım. Duman olur dağlarına ağsam mı? Yağmur olup dağlarına yağsam mı? Yıldız olup göklerine doğsam mı? Ah çeker de yaşın yaşın ağlarım Nerede benim Ural-Altay dağlarım Doğmuyor, doğmuyor aylar, yıldızlar Çalmıyor kırılmış kopuzlar, sazlar Karalar bağlamış gelinler, kızlar Akşam olur sabah olur ağlarım Nerede benim yaslı Tanrı dağlarım? Allah Allah diyen ezanlar nerede? Efeler, yiğitler, kızanlar nerede? Taşkentler, Kırımlar, Kazanlar nerede? Nerede benim Ural-Altay dağlarım? Akşam olur sabah olur ağlarım. Artık Dede Korkut öğüt vermiyor Gültekin'den bildirgeler gelmiyor Ne söylesem olmuyor, ah olmuyor Nerede benim Ural-Altay dağlarım? Akşam olur sabah olur ağlarım. Sürüler dağılmış, yaylamaz olmuş Irmaklar kurumuş, çağlamaz olmuş Ozanlar, Şamanlar söylemez olmuş Nerede benim Ural-Altay dağlarım? Akşam olur sabah olur ağlarım. Mağripten maşriki soranlar hani? Çin'i, Viyana’yı saranlar hani? Üç kıtada dimdik duranlar hani? Nerede benim Ural-Altay dağlarım? Akşam olur sabah olur ağlarım. Geçmiş günler birer hayâl oldular, Bedr-i tam idiler, Hilal oldular, Dün cevapken bugün sual oldular, Nerede benim Ural-Altay dağlarım? Akşam olur sabah olur ağlarım. Kınaman dostlarım gözümde yaş var, Şu kara bağrımda bir kara taş var, Tam elli iki milyon esir gardaş var, Nerde benim yaslı Tanrı dağlarım? Akşam olur sabah olur ağlarım.
Osman Yüksel Serdengeçti
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
|
|
| 11 Kasım 2011, 18:33:42 |
|
|
 |
|
|
KULA KUL OLMAK İÇİN ATLAMADIK MEYDANA, BİZ YANLIZ HAKKA HAKİKATE SECDE EDERİZ, NASIL GİRDİYSE DAVA SAHİPLERİ ZİNDANA, KAHPE DEVİR BİZ DE ÖYLE GİRERİZ!
Hakikat Aşığı En Büyük Nüktesini 10 Kasım 1983 ' te Yapan Dava Adamı Büyük Mütefekkiri Osman Yüksel SERDENGEÇTİ'yi
Vefatının 28. Yılında Hürmet Özlem ve Saygıyla Anıyoruz.
(Serdengeçti'den Bir Yazı)
Bu milletin bir derdi var: bir değil bin derdi var!.. Fakat bu dertlerin başında, şu demokrasi devrinde Müslüman Türkün davasını benimseyen, onun derdini kendine dert edinen, onun isteklerini, ihtiyaçlarını dile getiren bir tek, amma bir tek yevmi gazetenin bulunmayışı geliyor.
Bugün kelimenin hakiki manasıyla ortada 'Türk Matbuatı' diye bir şey yoktur. Sadece Türkçe çıkan yahudi menşeli, yabancı ruhlu, yalancı haber veren bir yığın basma kağıt tüccarı vardır.
27 yıllık, nefes aldırmaz, kopkoyu bir tiranlık devrini alkışlayan, gidene söven, geleni övenler bunlardır. Zavallı Türk Milleti fakrü zaruret içinde inim inim inlerken, meçhul şehidin kanı, kanıyla kurtardığı vatanı, namusu, şerefi, malı bu maksatlar için kullanılırken, ortalığı gül-gülistan gösteren bunlardır. Kıtalara, iklimlere sığmayan, dalgası Viyana surlarına vuran imparatorluğun kurucuları, tezlil ve tahkir edilirken; Hz. Peygamber içki masalarında, sarhoş ağızlarda 'Arap Mehmet' diye istihfaf olunurken, bir şehitler gaziler mücadelesi olan Milli Mücadele ve onun kurtardığı vatan, aziz Anadolu toprakları, Selanik dönmelerine, imansızlar saltanatına babalarının çiftliği gibi teslim edilirken; nice nice din uluları, ahlak kahramanları, vatanperver insanlar, meçhul şahıslar tarafından gece yataklarından kaldırılıp ve sürülüp, şafakla darağaçlarında sallandırılırken susan, susan değil, herzeler kusan, canileri, katilleri alkış tufanına tutan yine bu gazetelerdir.
İçlerinden bir tanesi Akdenize düşse Akdenizi Karadeniz yapacak kadar kirli, mülevves olan bu adamlar ve takipçileri, şimdi birer vatanperver, hürriyet kahramanı, ahlak, seciye başbuğu kesildiler...
Hangisini sayalım?
Biri var: Mandacıdır, yahudidir!... Vatanı satılığa çıkarmıştır. Ispat edilmiş tam 5 ihaneti vardır. 5 damgalıdır.
Bir diğeri 6 damgalı... Gençliğini hamamda geçiren bu adam, yıllarca devletin resmi gazetelerinin başköşesine oturdu. Yazıları adeta milletin alın yazısı oldu. Ne yazdıysa kanun haline geldi. İmansızlar saltanatı yıkıldıktan sonra, şimdi üç gazetede Atatürkçülük ve inkilapçılık perdesi arkasında tahrikçilik yapmakta, gençliği çileden çıkarmaya çalışmaktadır.
Günde yalnız ilandan 2000 lira alan mağrur, büyük bir gazete var. Bu gazetenin kurucusu hakkında bir hadiseyi nakledelim: Devir Atatürk devri...
Soyadı kanunu çıkacağı sıralarda bir sürü soysuz Atatürk'ün etrafını kuşatmış, soyadı istiyorlar. Mahut gazetenin kurucusu: '-Atam bana bir ad' ver deyince, Atatürk: '-Sen' der 'KÖPEK' adını al.'
-Köpek mi?
-Evet.
Dalkavukta cevap hazırdır:
-Atam, kurtarıcım, senin kapında köpek olmak bile benim için bir şeref!...
Şimdi bu adamın veledi, mahut gazetenin başındadır. Bu veled, Beyoğlunda bir gecede, bir içki masasının başında, bir fahişenin koynunda üç köyü birden harcar. Para yerine imza bırakır.
İmzası Merkez Bankasının çıkardığı bankonotlardan daha muteberdir.
Adı güzel, kendi müptezel bir diğer gazetenin bütün sermayesi de çıplak kadın resimleri, Holivut röportajlarıdır. Halkı daha iyi soymak için kahramanlık ticareti de yapar...
Mehmetçiğin resimleri, kahramanlık sahneleriyle, fuhuş sahneleri yan yana, iç içedir.
Birinin ismi cismine uygundur... Sütun sütun, satır satır, hece hece yepyeni, terütaze yahudilik, dönmelik, bolşeviklik kokar.
Yegane itimat ettiğimiz, baş makalelerini seve seve okudugumuz gazeteyi bile katlayınca gazetesine koyduğu çıplak kadınların ayıp yeri, sürümü arttırmak için neşrettiği hacıların ve Kabe'nin yüzüne kapanır, yamanır.
Az kaldı Ankara'da Ezrailin ziyaretten unuttuğu hortlağı biz de unutuyorduk...
Bu hortlak üç devir yaşamıştır. Üç devrin kiri kat kat üzerindedir. Bu üç devirde herşeyi değişmiş, yalnız ve yalnız mukaddesat düşmanlığı degişmemiştir.
Bu ittihat ve terakki artığı (tereddi desek daha iyi) şimdi C.H.P. kalemşörlerinin yeni açtığı İnönü meydan muharebesinin başkomutanlığını yapmaktadır.
Türk Milleti, kendi öz davalarını Bab-ı adi sekenesinin elinden kurtarmadıkça kurtuluş yolu yoktur.
Benim, zavallı yoksul, sabırlı milletim: işte senin okuduğun gazete ve gazetecilerin iç yüzleri...
'Gazete okudum, gazetede gördüm' diye, sen bu pespayelerin yazdıklarına inanıyorsun! Bunlar senin yıllarca imanına, vicdanına hükmettiler. Seni 'Köylü efendimizdir' diye diye boyuna soydular, ne utandılar, ne bıktılar ne doydular... Yıllar ve yıllarca imansızlar saltanatının şakşakçılığını, yardakçılığını yaptılar. Sen Allah'a imanınla bir türlü yaşar, bir türlü konuşurken, bunlar bin türlü konuştular, bin türlü yaşadılar, bin türlü yediler, bin türlü içtiler...
İnkilapcılık perdesi altında akla gelmeyen fenalıkları yaptılar. Yalnız ve yalnız beyaz kadına, sarı altına iki yüzlü paraya taptılar!... Bunları alma, satma, okuma okutma!...
Serdengeçti Osman YÜKSEL , 11 / 9 / 1949
Sebahattin Ali ve Atsızın mahkemesinde mahkeme çıkışı Sebahattin Aliyi tokatlayınca ülke çapında ünü artar... 1947 yılından ölümüne kadar yalnızca 33 sayı çıkarabildiği meşhur Serdengeçti Dergisini çıkarmaya başlar ve bu uğurda 8 kez mahpus olup Dil Tarih'ten kaydı silindi ve çalmadık kapı bırakmadı. Fakülteye dönmek için en sonunda dönemim Mili Eğitim Bakanına bir mektup yazar ve mektubun başlığı şöyledir;
YÜKSEK MAKAMIN ALÇAK VEKİLİ'NE...
Dergisisin ön kapağını Allah Vatan Millet Yolunda diye adlandırır. Dergisindeki yazılar yüzünden hakkında olmadık suçlamalar ve davalar açılır... Mahpuslara kapatılır işkence görür ama o yılmaz... Onun kararlılığı sayı hesabı ile güreşi kazanmak değil tuş ile galip geleceğim demesidir...
Serdengeçti her çıkardığında hapse atıldığı için dergisinin arka kapağına bir yazı ekler hapis yolu gözüktüğü için. Yazının Başlığı: AÇIN KAPILARI OSMAN GELİYOR... 1969 MHP Adana Kongresi ile MHP Genel İdare Kurulu Üyeliği'ne seçilir. O artık MHP'nin Basındaki Sesi de olmuştur... Radyo konuşmalarını hep o yapar. CHP için "OY VERME ALTI KAZIĞA MUHTAÇ OLURSUN AZIĞA", DP için SEN VAZGEÇMEZSEN KIRATTAN GEÇEMEZSİN SIRATTAN" der...
1960'lı yılların sonunda Osman Yüksel Serdengeçtiye sorarlar; "Ne zaman Adalet Partisi'nden MHP'ye geçeceksin?" Serdengeçti MHP'nin asker kökenli olduğunu maneviyatının olmadığını söyleyenlere güzel bir ders vermek için aklındaki planı uygular ve,
"Ben askerliğimi yaptım" der... ve de kısa bir süre sonra MHP' ye geçer. Hemen gidip sorarlar "Hani MHP'ye geçmeyecektin askerliğini yapmıştın?" derler. Cevap düşündürücüdür, Serdengeçti: "SEFERBERLİK İLAN EDİLDİ" der...
O kemersiz o kıravatsız milletvekiliyken dahi beş parasız kalan varlığını Millet ve Davanın varlığına adamış dev yürekli adamdır... Ayasofya Camii Şerifi için şiir yazan Serdengeçti "BİR GÜN AYASOFYA İBADETE AÇILACAKTIR" der....
40’lı yıllarda TRT radyosunda konuşurken içinde Allah geçen bir cümle kurduğu için mahkemenin yolunu tutar.
Hakim sorar: "Evladım sen bu ülkede Allah demenin yasak olduğunu bilmiyor musun?" der. Serdengeçti yutkunmadan cevap verir.
“Allah Allah...!”
Malatya davasından beraat ettiğinde, avukatına "Şimdi ben devletten on dört ay alacaklıyım, acaba bir devlet mensubuna hakaret etsem bu ceza oraya sayılır mı?" der.
CKMP ye KATILIMI
AP'den ihraç edildikten sonra kendisine kucak açan CKMP'ye 1968 yılının Nisan ayında Türkeş'in de katıldığı bir törenle partiye kaydolacak ve CKMP saflarında milliyetçilik mücadelesini sürdürecekti. Partiye girişi bütün teşkilatlarda milliyetçi, ülkücü çevrelerde büyük bir sevinçle karşılandı. Serdengeçti gibi Türk Milliyetçiliği tarihine mâl olmuş büyük bir mücadele ve dava adamının CKMP 'de yer alması partiye güç katmıştı. CKMP' nin İstanbul İl Merkezi'nde düzenlenen kalabalık bir partili topluğunun iştirak ettiği törende, Serdengeçti'ye Türkeş tarafından parti rozeti takıldı. Daha sonra bir konuşma yapan Türkeş, Serdengeçti'nin vermiş olduğu milliyetçilik mücadelesinden övgüyle bahsederek, "Serdengeçti gibi tavizsiz bir Türk milliyetçisi iman ve gönül adamının CKMP'ye katılması partimize büyük bir güç ve kuvvet vermiştir" diyordu.
Türkeş'ten sonra sözü Serdengeçti alarak CKMP'lilere hitaben şu konuşmayı yaptı:
"Muhterem Arkadaşlar;
Ben, öteden beri parti ve patırtılardan hoşlanmayan bir adamım. Parti denilince içimden bir şey kopar, bir şey parçalanır...
Ben CKMP'yi bir parti olmaktan ziyade, bir dostlar, arkadaşlar meclisi, bir İman ve fikir ocağı kabul ediyorum. Aranıza bu duygularla katılmış bulunuyorum. Hepinizi saygı ve sevgi ile selamlarım... Aziz
Arkadaşlarım:
Tarih boyunca, büyük milletimiz birçok buhranlı devirler yaşamış, badireler atlatmıştır. Fakat öyle sanıyorum ki, bugün içinde bulunduğumuz şartlar daha ağır, tehlikeler daha vahimdir. Eskiden, düşman karşımızda idi. Biz onu görüyor, biliyorduk. Düşman, bugün içimize girmiştir. Okullarımıza, üniversitelerimize, her türlü teşekküllerimize, hatta aile yuvalarımıza kadar girmiştir. Demokrasi, inkılapçılık, sosyalizm kılığına bürünerek, suret-i Hak'-tan görünerek girmiştir. Bugün vatanımız bir uçtan bir uca, türlü tahrik ve tahrip merkezlerinin tesiri altındadır. Sağ-sol, ilerici-gerici, zengin-fakir, sünni-alevi, Türk-Kürt sloganlarıyla birlik ve beraberliğimiz parçalanmakta, perde arkasındaki kötü niyetler, şer kuvvetler, bu ayrılık ve nifakı teşvik ve tahrik etmektedirler. Milletin oyları ile iktidara gelen iktidarsız iktidarcılar, bu vaziyet karşısında şaşkın, düşkün, perişan bir haldedirler. AP maalesef bir iktidar partisi değildir. AP bir çoğunluk, yığın partisidir. Sandıktan çıktıkları milleti usandırmamak bir iktidarın en önde gelen vazifesidir.
Muhterem Arkadaşlarım:
Ezbere konuşmuyorum. Ben onların arasından, ben onların içinden geliyorum. Onların ne yaptıklarını biliyorum. Onlar suyu bulandırdılar, onlar milleti dolandırdılar.
Üç senedir mecliste bulunuyorum. Gördüğüm manzara kısaca şudur: Bir tarafta Süleyman beyin deynekçileri. parmakçıları... Her şeye parmak kaldıranlar, diğer tarafta mukaddesata saldıranlar... Sol ekip: Her şeye parmak atanlar. Biri parmak kaldırıyor, biri parmak atıyor. Fakat yaranın üzerine parmak basan yok!
İşte biz, Türk Milliyetçileri, bu mukaddes çatının altında toplananlar, şahadet parmağımızı bu yaranın üstüne basıyoruz.
Arkadaşlar, Türk Milleti bir kurtarıcı bekliyor. Miller, bugün buhranlar, hüsranlar içinde çalkalanmaktadır. Biz, bu topraklar için, Malazgirt'ten bu yana kaç nesli birden harcamışız. Bir şehitler diyarı olan topraklar üzerinde. Bu topraklar için toprağa düşenlerin çocukları perişan, bakımsız, huzursuz bir haldedir.
Başbakan istediği kadar, temel ata dursun, Türkiye, Türk cemiyeti bugün temelinden sarsılmaktadır. Memlekette bir damla huzur kalmamıştır. Talebe yurtlarında bu milletin istikbalini ellerinde tutacak olan gençler, aynı toprağın çocukları birbirlerine saldırmakta, hatta birbirlerini öldürmektedirler. Bir suru izmlerin peşine takılı gençler, insanlar, fikri kurşunla susturmaya kadar işi götürmüşlerdir. Ama bugün iyice anlaşılmıştır ki bu memleketi inanmış, idealist, dinamik bir kadro kurtarabilir. Bu kadro CKMP kadrosudur. Bu milleti, ALLAH - Millet - Vatan yolunda yürüyenler bu uğurda anadan, babadan, yardan, serden geçmeğe hazır olanlar kurtarabilir.
Aziz kardeşlerim, Cenab-ı Hak Kur'an-ı Kerim'de "İnanıyorsanız mutlaka üstünsünüz" buyuruyor. Biz inanıyoruz. O'na inanıyoruz. Hiç Ölmeyene, bitmeyene, tükenmeyene, ebedi olana inanıyoruz. Her türlü ikilikten ve nifaktan uzağız. BİZ , TANRI DAĞI KADAR TÜRK, HİRA DAĞI KADAR MÜSLÜMANIZ,
Varlığımızın, birliğimizin esası bu iki temel üzerinde yükseliyor. Kardeşlerim; İktisadi kalkınma: Evet... Hayat seviyesi: Evet... Barajlar, garajlar: Evet...
Bunların hepsi lazım. Fakat bize her şeyden evvel iman barajları lazım...
Kafalarının içinde sudan başka bir şey olmayan, sudan gelme, sudan adamlar bunu anlamıyorlar. Bir ayaklarını Hacı Bayram'a, bir ayaklarını Moskova'ya basarak milleti aldatmak isteyenlerin sonlan hüsrandır. Bir gün gelecek aklananlar uyanacak, aldatanlar cezalarını göreceklerdir.
Aziz arkadaşlarım; Biz bu vatanı, sıra dağları, uçsuz bucaksız ovalan, engin denizleri ile taze bir heyecan tufanı ile yeniden fethedeceğiz. Yeni bir "Basü badel mevt" olacaktır. Bunu imanlı bağırlar, dik seciyeler, eğilmeyen başlar, bu arkadaşlar, bu aslanlar yapacaktır. Bugün onların olabilir, yarınlar bizimdir.
Hepinizi tekrar sevgi ve saygı ile selamlarım."
FİKİR VE DÜŞÜNCELERİ
Türk milliyetçilerine fikirleri, mücadelesi ve şahsiyetiyle bayrak olmuş, öncülerdendir. Ömrünü, Türk-İslam ülküsüne hizmetle geçiren inandığı dava ve ülküsü uğruna hiçbir fedakarlıktan kaçınmayan büyük bir dava adamı, mümtaz bir insandır. Tek parti döneminin Müslümanlar üzerinde uygulamış olduğu her türlü baskı ve zulümlere karşı Atsız, Necip Fazıl gibi dönemin önde gelen şahsiyetleriyle zulme karış direnen yılmaz bir kavga adamıydı. Resmi ideolojinin devlet terörü noktasına varan baskıca uygulamalarına karşı, Müslümanların sesi ve sözcüsü olmuştur.
ESERLERİ
Mabetsiz Şehir, Bir Nesli Nasıl Mahvettiler, Bu Millet Neden Ağlar, Gülünç Hakikatler, Ayasofya Davası, Türklüğün Perişan Hali, Mevlana ve Mehmet Akif, Kara Kitap, Radyo Konuşmaları, Müslüman Çocuğun şiir kitabı, eserlerinden bazılarıdır.
Serdengeçti'nin Şehit Süleyman Özmen'in Ardından Yazmış Olduğu Şiir
1969 seçimlerinde milletvekili seçilemedi ama aktif siyasi hayata ve yazılarına devam etti. İdeolojik çatışmalarının yeni başladığı, komünist sol terörün azgınlaştığı, terör ortamında ülkücü gençliğin küfre karşı mücadelesinde hep yanındaydı. Ülkü Ocakları'nın düzenlemiş olduğu mitinglerde, konferanslarda, seminerlerde baş konuşmacılardan biriydi. Nerede Ülkü Ocakları'nın bir faaliyeti varsa Serdengeçti oradaydı. Ülkücü gençleri çok seven Serdengeçti, 21 Mart 1970 tarihinde komünistler tarafından şehit edilen Süleyman Özmen'in şehadetî üzerine, Miîli Hareket Dergisi'nin 1970 yılının Nisan ayında 45. sayısında yayınlanan şiirde, duygularını şöyle ifade ediyordu: “BİR ŞEHİDİN ARDINDAN…. Bu işler böyle gitmez kardaşım Yarın ufuklardan, güneşler doğar!.. Ey cepleri rubleli, Moskova kıbleli kızıl, rezil. Nasıl olsa bu millet sizleri haklar Alçaklar, haklar… Sen rahat uyu yiğidim Arslan şehidim. Rahat uyu…” Ey kurşunlarla yerlere serilen Al bayraklara sarılan yiğit! Ey şehitoğlu şehit! Ömrünün baharında, Şehitler diyarında Bir bahar sabahı Zikrederken Allah ‘ı Namertler sana, Pusu kurdular… Seni kahpece arkadan Vurdular Bir bahar sabahı… Açmamıştı henüz yurt çiçekleri Vatan gülleri. Vurdular seni, vurdular Moskof dölleri… Namert kurşunlarla yerlere serilen Ey al bayraklara sarılan yiğit! Ey şehit oğlu şehit! Her gün sosyal – itler Ürüyorlar. Rüyalarında Barzani’yi görüyorlar. Kan döküyorlar Vatan çocuklarının Tırnaklarını söküyorlar. Sıkılmış yumruk ar. Sıkılmış dişler. Evet bütün bu işler Türkiye ‘de oluyor. Türkiye’de Türkler Öldürülüyor, ölüyor.. Nerde hükümet, Nerde kanun, Nerde adalet, Rezalet, rezalet, rezalet.’.. Amma bu millet düşmanı tanırsa, Bir şahlanırsa, Bu sosyal – itleri, Para ile satılmış parazitleri Bir anda boğar…
|
|
|
|
« Son Düzenleme: 11 Kasım 2011, 19:09:36 Gönderen: ATO »
|
Kayıtlı
|
|
|
|
Etiket:
Google Words: Osman Yüksel Serdengeçti Dosyası, Osman Yüksel Serdengeçti Downloand ,
Osman Yüksel Serdengeçti Resimleri, Osman Yüksel Serdengeçti Hikayeleri , Osman Yüksel Serdengeçti Haberleri , Osman Yüksel Serdengeçti İndir , Osman Yüksel Serdengeçti Yükle ,
Osman Yüksel Serdengeçti Videosu , Osman Yüksel Serdengeçti Arşivi , Osman Yüksel Serdengeçti Şiiri , Osman Yüksel Serdengeçti Sözleri , Osman Yüksel Serdengeçti Nickleri , Osman Yüksel Serdengeçti Yazıları ,
|

|
Dost Siteler -Link Değişimi |
| Yasal Uyarı |
|
Sitemizde yer alan konular üyelerimiz tarafından açılmaktadır. Bu konular zaman zaman yönetim tarafından takip edilsede gözden kaçabilen telif hakkı olan veya mahkeme kararı çıkmış konular yer alabilir. Bu tür konuları bize reis@ulkucutavir.com email adresine bildirebilirsiniz, şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede gereken yapılacaktır.
- Report Abuse, Harassment, Scamming, Hacking, Warez, Crack, Divx, Mp3 or any Illegal Activity to reis@ulkucutavir.com
|
Yükleniyor...
| | | | | |