|
|
 |
|
|
''KIZILELMA TÜRKLÜĞÜN ÖZ ÜLKÜSÜ
BİN YILLARDIR HAYKIRDIĞI TÜRKÜSÜ...”
“Kızıl Elma” Türk Birliğine, Nizamı Âlem’e ve İ’lâyı Kelimetullah’a giden yoldaki ara hedeflere verilen addır...
Cenabı Hakkın Türk milletini göndermek istediği yer ve gösterdiği hedef olarak da anlaşılmıştır. Oğuz Han'dan Alparslan Türkeş'e kadar Kızıl Elma ülküsü Türk milletinin var olma ve idare etme idealinin en üst seviyede olmasına işaret sayılır.
Kızıl Elma, tarihimizde Türk birliği olarak da telâkki edilmiştir. Azerbaycan sahasından Ahunzâde Mirza Feth Ali Bey'in yaktığı dilde Türkçülük meş'alesi, Yine Gaspıralı İsmail’in “İşte dilde fikirde birlik” düşüncesi Türkiye’yi de etkisi altına almış ve İstanbul'da eğitim sahasında Süleyman Paşa tarafından yakılmaya devam edilmiştir. Buharalı Şeyh Süleyman Efendi'nin İstanbul'a taşıdığı Türk Birliği fikri, Ahmet Mithat Efendi, Ahmet Cevdet Paşa, Şemseddin Sami, Necip Asım Bey ve Veled Çelebi tarafından yaşatılmaya başlanmıştır. Özellikle 19. yüzyılın sonunda l898 yılında Türk-Yunan savaşının olması, Türkiye'de Türkçülük fikrinin daha süratli kabul görmesini sağlamıştır. Dönemin aydınları, bir yandan Selanik'te Genç Kalemler hareketini başlatırken, bir yandan da İstanbul'da Türk Derneğini kuruyorlardı. 1908 yılında kurulan bu derneği, aynı gayeleri takip eden Türk Yurdu izliyordu. (1911) Türk milletinin tarihini, dilini, edebiyatını, etnolojisini, sosyal ve siyasî problemlerini araştırmak ve halletmek gayesini güden bu derneğin faaliyetleri kesintisiz olarak l933 yılına kadar devam edecektir. Emrullah Efendi, Bursalı Tahir, Ziya Gökalp, Tunalı Hilmi, Ağaoğlu Hikmet, Gaspıralı İsmail gibi şahsiyetlerin omuzlarında gelişen Türkçülük cereyanı, 1900'lü yılların başından itibaren yanına siyasî ve askerî kesimlerden de destek almak suretiyle olgunluk kazandı. Ziya Gökalp'in fikri birikimi, Türkçü düşüncenin merkezinde yer almasını sağladı. 1923 yılında büyük Türk milliyetçisi Atatürk’ün öncülüğünde kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti, bu fikri birikimin ürünü olarak tarihteki yerini almış ve tarihte Göktürklerden sonra Türk ve Türkiye adıyla bir devlet kurulmuştur. Kızıl Elmanın Turan olarak şekillendiği bu dönemin en büyük ve ilk safhası olan Türkiye devleti kuruldu. Zira Turancılık üç aşamalı bir fikir sistemi olarak ortaya atılmıştır. Bunlar sırasıyla, Türkiyecilik, Oğuzculuk (Türkmencilik) ve Turan (Türk Birliği)dir. Z. Gökalp'e göre Türkçülüğün üç büyük mefkûresi (ülküsü) olmalıdır: "Bunların hakikate en uygun olanı Türkiyeciliktir. İkinci mefkûre Oğuzculuk veya Türkmenciliktir. Çünkü kültür bakımından birleşmesi en kolay olan Türkler, Oğuz Türkleri yani Türkmenlerdir. Nihayet üçüncü bir mefkûre daha vardır ki, bu da istikbalde diğer Türklerin Oğuzlarla bütünleşeceği Kızıl Elma’dır. Bu, bir hayal dahi olsa Türkçülük için kuvvet membaıdır. O Turan ki mazide bir hakikatti. Oğuz Han’lar, Mete'ler, Göktürk hakanları bir zamanlar bütün Türkleri birleştirmemişler miydi?
Göktürklerden sonra Türk ve Türkiye adıyla bir devlet kuran Atatürk, devleti bu fikir üzerine inşa etmiştir. Atatürk, Türk Birliğinin bir gün mutlaka gerçekleşeceğine ve Türk birliğinin dünya sükûnuna-barışına katkıda bulunacağına inanıyor ve şöyle diyordu:
"Türk Birliğinin bir gün hakikat olacağına inancım vardır. Ben görmesem bile gözlerimi dünyaya onun rüyaları içinde kapatacağım. Türk Birliği'ne inanıyorum. Yarının tarihi, yeni fasıllarını Türk Birliği ile açacak, dünya sükûnunu bu fasıllar içinde bulacaktır. Türklüğün varlığı bu köhne âleme yeni ufuklar açacak, güneş ne demek, ufuk ne demek o zaman görülecektir."(İnkılâp Tarihi Dersleri, 19 )
1923'de tamamen Türk millî düşüncesi üzerine kurulan yeni Türkiye devleti, Atatürk’ün ölümüne kadar bu temel felsefe üzerinde hayatiyet bulur. Atatürk’ün ölümünden sonra ise devlet hızla kuruluş felsefesinden uzaklaştırılarak modern mandater bir anlayışla ABD’nin ve Batı’nın örtülü sömürgesi olan bir devlet gibi yönetilir.
1940'lı yıllarda iyice filizlenen Türkçülük düşüncesi, döneminde birçok şahsiyetin yetişmesine ve fikrin yayılmasına vesile olur. Kızıl Elmanın Türk milletinin manevî besini olduğunu söyleyerek bunu Turan fikri ile kuvvetlendiren Nihal Atsız ve 1960'lı yıllardan itibaren Kızıl Elma, Turan fikrini Türk politik çevrelerine taşıyan ve doktiriner bir hüviyet kazandıran Türk Dünyasının bilge lideri Alparslan Türkeş bu fikir ve siyaset adamlarının en önemlileridir. Türk Milliyetçiliğinin ve Türk Birliği’nin düşmanları bile gelişen olaylar karşısında, “Tarih Türkeş’i haklı çıkardı“ demek basiretini gösterebilmişlerdir. Millî devlet-güçlü iktidar ve Milliyetçi Türkiye sloganıyla kitlelere aktarılan bu düşüncenin ilk safhası güçlü bir Milliyetçi ve Tam Bağımsız Türkiye Devleti ülküsüdür.
Yirminci yüzyılın son çeyreğinden bu güne kadar dünyada olan gelişmeler bu fikrin haklılığını ispat etmektedir. Millî ülkü olan Kızıl Elma, Türk birliğinin, yani Turan'ın gerçekleştirilmesidir. Buradan hareketle denilebilir ki, tarihî dönemlerden itibaren tecrübelerle sabit olan Türk Birliği fikri, günümüzde yeniden hayat bulmuştur. Özellikle yetmiş yılı aşkın bir süredir Rus egemenliğinde yaşayan Türklerin bağımsız devletler olarak dünya devletleri içinde yer almaları, bir kısmının ise şimdilik federasyon yapısı içinde yarı bağımsız olmaları ile başta Türkiye ile olmak üzere Türk devlet ve toplulukları arasında başlayan iş birliği, Türk'ün Kızıl Elması olan TURAN’A - TÜRK BİRLİĞİ’NE giden bir yol olarak görülmektedir. Zaman zaman bir devlet olma ideali olan Kızıl Elma, çoğu kez Türk Birliği Ülküsü’nün adı olmuştur. Bugün de Türk milletinin birleşme ideali, TÜRK BİRLİĞİ fikri olarak yaşamaktadır.
Türk milleti Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşunun yüzüncü yılı olan 2023’te TÜRK BİRLİĞİNİ mutlaka kurmalıdır.
Yüce Allah’ın Türk milletini götürmek istediği yer ve hedefe doğru KIZILELMA’YA HEY! KIZILELMA’YA!
M.Günay HOCA
|