|
|
 |
|
|
3 Kasım 2002 seçimleri öncesi, Isparta'da görevliydim. Büyük bir kırgınlık hakimdi camiamıza. Seçilen vekillerimiz ve görev aldığımız hükümette bakanlık yapanlara karşı büyük bir tepki oluşmuştu. Pek çok yerde, teşkilatlar asık suratla karşılıyordu bizleri. Hele bazı ilçelerde parti binalarını kapalı buluyor, başkanlara ulaşmakta zorlanıyorduk. İçimiz sızlayarak, yüreğimize yedirmeye çalışarak sürdürüyorduk çalışmalarımızı. Şarkikaraağaç İlçesinde, biraz daha hareketli görmüştük teşkilatı. Adını unuttuğum yakın bir köye gidecektik, akşam yapılacak bir kahvehane toplantısı için. Bir minibüs tutuldu. Dolduk içine ve köye ulaştık.
Bu sırada aramıza katılan, otuz beş yaş civarında, sakin, sessiz bir Ülküdaşımızın hali, duruşu, katılımı o kadar hoş ve dikkat çekiciydi ki.Adeta dayanağımız olmuştu. Kahvehanede yapılan sohbetimizde, muhalefet eden Ülküdaşlarımıza ya da içinde yer aldığımız hükümetin icraatlarını yerenlere öylesine okkalı cevaplar veriyordu ki. Dönüş yolunda sohbet ettim onunla. Adının Metin olduğunu hatırlıyorum. Lise mezunuydu, işsizdi. Bir o kadar fedakâr ve vefakârdı. İçim sızladı. Hükümetimizde böylesi yiğitlere iş imkanı bile sağlayamamıştık.(Şimdi AKP'nin kadro oyunlarını hatırlayın). Üzüntümü öylesine belli etmiştim ki hemen dikildi Metin;
"Ağabey, ben iş için, güç için, menfaat için Ülkücü olmadım ki. Canımı adadım bu davaya. Hiç bir şey umurumda olmaz"
Yine de Ülkücüydü. Gerçek Ülkücü. Kimseye yaranmaya, yalaklanmaya gerek görmemiş, iş, kadro peşinde koşmamıştı. Mesleği yoktu. Yaşı geçtiği halde bir yuva kuramamıştı. Ama idealleri yaşıyordu, o da idealleri ile yaşıyordu. Ne diyeceğimi bilemedim...
Parti önüne geldiğimizde saat gece yarısını çoktan geçmişti. Biz Isparta'ya dönecektik. Diğerleri dağıldılar. Ama Metin bizi götürecek araç gelinceye kadar bekledi. Tam binip ayrılacaktık ki aklıma geldi. "Metin" dedim, ev yakın mı? gecenin bu saatinde..." "Ben giderim ağabey!" dedi. Israr ettim. Çok uzaktı evi ve o saatte, ekim ayının soğuğunda, sırtında bir ince ceket, evine yürüyerek gitmeyi düşünüyordu. Biraz daha konuşunca anladım ki cebinde beş kuruş para yok. Önce bizi götürecek minibüsle evine bırakmak için ısrar ettik.
O reddetti. "Zaten mağdur durumda parti. Boşuna benzin yanmasın. Siz gidin yolunuza" dedi. İşte o zaman dayanamadım, belki de yapmamam gereken en büyük hatayı yaptım.Elimi cebime attım. Ona harçlık vermek için... Yeniden dikildi Metin "Ağabey, işte bunu hiç yapma!" dedi, "Beni, yaralama. Bir Ülkücü çilelerle, sıkıntılarla Ülkücü olur. Öyle kolayına kaçmak yakışmaz bize. Burası bizim memleket. Siz de taa Ankara'dan burada çalışmaya gelmişsiniz. Bizi düşünmeyin. Ben her gece böyle gidiyorum eve. İnşallah seçimin sonucunu alınca mutlu olacak ve dinleneceğim. Yürümek, yorulmak ne ki? Binlerce Ülkücü bu dava için canını verdi. Evet, ben yoruluyorum ve ter döküyorum. O kadar. Beni burada bırakın ve siz yarına hazırlanın. İşiniz çok!" dedi ve benim müdahale etmeme izin vermeden yürüdü. Kayboldu karanlıkta. . .
Belki o seçimi kaybettik. Meclis dışında kaldık ancak ben anladım ki Metinler var oldukça bu dava ölmeyecek. Ne Metin'i ne de o geceyi hiç unutmadım.Bu dava, koltuk makam uğruna kapı kapı dolaşanların, yalakların, yağcıların değil, Metin gibi yiğit, fedakâr, yürekli Ülkücülerin omuzlarında yükseliyor. Bunu biliyor ve zaman zaman tükenmeye yüz tutan umudumu yükseltiyorum. Metin gibi gerçek Ülkücülere layık olmaya çalışıyorum. Biliyorum, er ya da geç Ülkücü Hareket İktidara gelecek. İşte o gün, diliyorum ki "Metin gibiler unutulmasın"
Bozkurt Ahmet Çepni Alıntı
|