|
|
 |
|
|
Muhterem Milletvekilleri, Türk milletini dil, din, etnik kimlik ve gelecek planları dâhilinde kabilelere, kesimlere ve kategorilere ayıran AKP zihniyetinin, BDP'yle birlikte düpedüz ve tek kelimeyle bölünmenin bayraktarlığını yaptığı görülmektedir. Başbakan Erdoğan'ın Zerdüşt diyerek suçladığı, aşağıladığı zihniyetle, hükümet üyelerinin Diyarbakır'da aynı safa girmeleri de, AKP'yle BDP arasındaki cepheleşmenin ve karşıtlığın yalnızca bir senaryodan ibaret olduğunu göstermektedir. Görüldüğü kadarıyla, iblis'in yolunu takip eden yalnızca BDP değildir ve AKP'de kendisine bahtiyarlık ve coşku içinde eşlik etmektedir. Nihayetinde az önce de dile getirdiğim gibi, AKP ile BDP siyasetin yapışık ikizidir ve amaçları itibariyle çok da tehlikelidirler. Bu iki siyasi partinin benzerliklerine ve kesiştiği alanın büyüklüğüne dikkatlerinizi çekmek isterim: √ AKP'nin demokratik açılım iddiaları ve BDP'nin demokratik özerlik talepleri, aynı hedefe iki kapıdan geçme ve ulaşma kurnazlığından başka bir şey değildir. √ İmralı canisi iki partinin de ilgi ve müzakere çabasının odağındadır. √ İkiside İmralı'ya saygı ile yaklaşmakta ve sayın diye hitap etmektedir. √ Ana dilde eğitim taleplerine ikisi de sıcak ve meraklıdır. √ Birisi gizli, diğeri açık olmak üzere İmralı canisinin affı ikisinin de gündemindedir. √ Milli kimliğe ikisi de hasım ve tahammülsüzdür. √ İkisi de dağdaki eşkıyaya gençlerimiz diyerek seslenmektedir. √ Üniter yapının bozulması, millet birliğinin dağıtılması ikisinin de planları arasındadır. √ Peşmerge reisi Barzani ikisinin de dostu ve kardeşidir. √ "Ne Mutlu Türküm diyene" sözünü duyunca ikisi de küplere binmekte, ikisini de hafakanlar basmaktadır √ Türk milletinin vazgeçilmezlerinden, kırmızıçizgilerinden ve milli değerlerinden bu iki parti de rahatsız ve tepkilidir. AKP ile BDP; Dersim isyanı konusunda aynı düşüncelere, Türkiye'nin akıbetiyle ilgili benzer düşlere, federasyon konusunda birbirine yaklaşık eğilimlere sahiptirler. Bu gelişmelerin ışığında hiç kimse, AKP eşittir BDP denklemini inkar edemeyecek ve görmezden gelemeyecektir. Sözde Kürdistan'ın zihinlere yerleştirilmesi ve kabul ettirilmesi konusunda AKP'nin müsamahası ve toleransı, BDP'nin ise sabırları ve sınırları zorlayan gayretleri yer almaktadır. Bilhassa, Irak'ın kuzeyindeki peşmerge yönetiminin, gerek Irak'ın parçalı yapısından, gerekse de Arap Baharı'nın sağladığı uygun ortamdan istifade ederek cazibe merkezi olmaya çalıştığı anlaşılmaktadır. Peşmerge reisi Barzani'nin, Suriyeli Kürtleri bir araya getirerek toplantı tertip etmesi ve birleşin çağrısında bulunması yanı başımızdaki zaman ayarlı bombanın her an patlayacağını işaret etmektedir. 2012 yılı içinde geniş kapsamlı bir Kürt Konferansı için tüm hazırlıkların yapıldığı dikkate alındığında, Türkiye'nin etnik bir fırtınanın kapısında durduğu fark edilecektir. Erbil'in, Kürdistan'ın kurulması için kuluçka faaliyeti yürüttüğü ve AKP'nin de buna sessiz durduğu görülmektedir. Başbakan Erdoğan bir yanda Irak, tüm Iraklılarındır derken; diğer yanda küresel projeler kapsamında adım adım ilerletilen dört ayaklı Kürdistan'a zımnen onay vermektedir. Takdir edeceğiniz üzere bunun bir ayağı da Türkiye'dir ve bu alçaklığın taraftarlarının ve savucularının kimler olduğunu aziz milletimiz gayet net olarak bilmektedir. Elbette böylesi bir rezil projenin gerçekleşebilmesi için Türkiye'nin milli devlet ve üniter yapısından savrulması ve ayrılması gerekecektir. Küresel projeler doğrultusunda; Türkiye önce demokratik özerklik, arkasından iki dilli ortak kurucu halkın olduğu bir devlet, ardından federal devlet ve daha sonra da birleşik Kürdistan fikrinin somutlaşacağı bir batağa doğru hızla gitmektedir. Şu kadarını ifade edebilirim ki, bu sürecin kılavuzu; mahlası BOP, gerçek ismi yeni sömürgecilik olan kanlı projedir. Eşbaşkanlığını Başbakan'ın yürüttüğü bu proje, milli devletlerin ve milletlerin egemenliklerini kaybetme riskini belirgin hale getirmekte, ya da alt kimliklere ve kültürlere ayrışarak sosyolojik bir geri dönüşüm ile parçalanmasını öngörmektedir. Bu açıdan Türkiye her iki tehdide AKP hükümetiyle maruz kalmakta ve bundan kaynaklı sorunları alabildiğine yaşamaktadır. Siyasi bölücülerin Kürdistan taleplerini arsızca dile getirmeleri ve vatanımızın bir yöresine farklı bir anlam yüklemeleri, hep bu bahsetmeye çalıştığım bulanık ve buhranlı güzergâhın alıştırma ve ısındırma hamleleridir. Türkiye'nin, bu tehlikeyi bertaraf edecek ve mevcudiyetini koruyacak siyasi iradesi maalesef yoktur ve bu nedenle AKP büyük bir zan ve töhmet altındadır. Ne yazık ki, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin ve Türk milletinin geleneksel çizgisinden sapması ve anlam kaynaklarından uzaklaşması için sosyal, siyasal, ekonomik ve psikolojik şartlar geçtiğimiz yıllar içerisinde adım adım tekemmül ettirilmiştir. Özelikle önemli ve lokomotif milli güç unsurları olan sanayi, ticaret ve ekonomik aktörler, bahse konu bu sürecin tam etkisine girmiş ve menfaat bağı ile kilitlenmişlerdir. Bu çaresizlik ortamı, geçim derdiyle boğuşan vatandaşlarımızın da seçeneksiz kalmasına neden olmuştur. İşleyen sürece engel olabilecek yada geciktirebilecek kim varsa, milli devlet ve millet varlığını korumaya, muhafaza etmeye kararlı, vizyon ve hedef sahibi hangi kesim bulunuyorsa toptan iftiraya uğramış ve kara bir propagandanın hücumu altında kalmıştır. Anlaşıldığı kadarıyla ilerleyen süreçte, Irak'ın kuzeyindeki çıbanbaşının tam olarak ilanı ortaya çıkacak, PKK ve İmralı canisine af dayatmaları cevap bulacaktır. Diyarbakır'da Demokratik Toplum Kongresi'nin iki gün süren Ara Genel Kurul toplantısının sonuç bildirgesinden, İmralı canisi için af çağrıları çıkmasının başka türlü izahı da olmayacaktır. Zaten AKP buna dünden niyetli ve isteklidir. Ancak doğabilecek tepkiler ve siyasal maliyet nedeniyle, öncelikle kamuoyu hazırlama faaliyetlerini dört bir koldan sürdürmektedir. Manşetlere rağmen iktidar olduklarını iddia eden Başbakan Erdoğan'ın, dokuz yılı aşan iktidar yıllarında, bölücülük bizzat kendi elleriyle manşetlere taşınmış ve zirveye ulaştırılmıştır. Bundan böyle, özellikle bahar aylarıyla birlikte, bölücü örgütün ses getirecek spot eylemleri; sınır birliklerine, karakollara ve üs bölgelerine muhtemel saldırıları sebebiyle, kamuoyunun silahsız bölücülüğe rıza gösterecek noktaya kadar itileceği anlaşılmaktadır. Geçtiğimiz yıl, uzun bir süredir kaldığı yurtdışından, AKP tarafından getirilen bölücü emellere sahip bir şahsiyet tarafından, PKK'nın devlet tarafından kurulduğu ithamları ve silahların gömülmesine dair söz ya da yayınlar hep bu konseptin birer parçası olarak karşımızdadır. Hatırı sayılı bir zamandır devrede olan sözde iyi ve masum PKK'yla, kötü ve kanlı PKK ayrımı yeniden malum çevrelerce ısıtılmaktadır. Hatta AKP'nin ekranlardan eksik olmayan bir yöneticisi de, bölücülük korosunun sesi en çıkan simalarından birisi olarak dikkat çekmektedir. Kime ve hangi odaklara hizmet ettiği meçhul olan her devrin görünen yüzü, PKK'nın derin devlet desteğinde kurulmuş bir örgüt olduğunu ileri sürebilecek kadar bilincini kaybetmiştir. Benzer sözlerin, sözüm ona Kandil'le çekişme içinde bulunan bazı bölücüler tarafından kararlılıkla gündemde tutulması, çok geniş bir planın işlediğini bize kanıtlamaktadır. Bir an için farz edelim ki, madem PKK devlet yapılanmasıdır, bu kapsamda bunun delilleri nerededir ve nerelere gizlenmiştir? Bu iddia sahipleri, ellerinde konuyla ilgili belge veya bilgi var da bunu aziz milletimizden saklıyorlarsa, o takdirde yabancıların menfaatini gözeten kiralık zihniyetler olarak anılmaktan yakalarını kurtaramayacaklardır. Yok eğer, iddialarına dayanak teşkil edecek bir bilgi veya kanıt bulunmadan, belirli maksatları gözeterek; kulaktan dolma haberlerle, uydurma bilgilerle ve imal edilen yalanlarla, bölücü terör örgütünü devletle irtibatlandırıyorlarsa, müfteriliğin bile kendileri için nazik bir tanımlama olacağını bilmeleri kendilerinin hayrına olacaktır. Şayet bu görüşün tarafları, şereflerini ve haysiyetlerini iki paralık etmek istemiyorlarsa, sözlerinin muhteviyatını ve kaynağını bir an önce itiraf etmeli ve açıklamalıdırlar. Devleti PKK'yla aynı noktaya getirmek ve bölücü terör örgütünü Türkiye Cumhuriyeti ilişkilendirmeye çalışmak aşağılık bir tertibin ve alçakça yürüyen bir organizasyonun işi, işlemi ve ürünüdür. Tam da burada, şu sorular ister istemez kafamıza takılmakta ve aklımıza gelmektedir: √ 2002 yılındaki sıfır terör noktasından bugüne nasıl gelinmiştir? √ İnsan gücü, lojistik imkânları, potansiyeli ve propaganda kanalları darbe üstüne darbe yine bölücü örgüt, nasıl olmuştur da dokuz yıllık AKP döneminde küllerinden yeniden dirilmiştir? √ Peki, Türkiye'nin küresel hedefler paralelinde bölünmesi amacıyla, PKK'nın tekrar ayağa kaldırılması mı gerekmiştir? √ Bunun için de PKK'yla AKP arasında bir rol ve görev paylaşımı mı yapılmıştır? Geride kalan yıllara baktığımızda, bölücülüğün; AKP teneffüsü ile ayağa kalktığı, terörü tırmandırdığı, dayattıkça aldığını görünce de daha fazla hunhar eyleme müracaat ettiği anlaşılmaktadır. Bu yüzden durmak bilmeyen etnik bölücülük, AKP'nin sağladığı korunaklı ortamda gemi azıya almış; iki gün önce idrak ettiğimiz Misak-ı Milli'nin 92. Yıldönümünü karşıladığımız bir süreçte, vatanımızın bir bölümünü, asırları aşan emperyalist mihrakların yönlendirmeleriyle Kürdistan olarak nitelendirmiştir. Nitekim iktidar bölücü teröre, belki de tarihinde ilk defa kazanacağı, başarı sağlayacağı umudunu vermiştir. Bu itibarla, AKP zihniyeti, PKK'nın devlet projesi olduğundan daha çok, kendisinin bölücülüğü nasıl canlandırdığını ve Türkiye'yi nasıl bir uçurumun eşiğine getirdiğini görmeli ve biraz insafı ve inancı varsa bunun kaygısına düşmelidir. Bildiğiniz gibi, AKP'li yıllar boyunca, bölünmenin servisini yapan bazı sivil toplum unsurları ile köksüz, kimliksiz ve zihni esaret altına alınmış sözde aydın, gazeteci, yazar taife vasıtasıyla, kamuoyu oluşturulmuş ve bölünmüş Türkiye'nin çeşitli platformlarda tartışılması sağlanmıştır. Özet olarak diyebiliriz ki, bölücü taleplerin, PKK görüşlerinin yeni anayasa içinde şekillenmesini sağlamak, milli kimliğimizin çökertilmesi umuduyla her türlü çaba ve çalışma gösterilmiş ve gösterilmeye de devam etmektedir. Yeni dönemde demokratikleşme adı altında, özellikle ana dilde eğitim ile terör suçlularına hafifletilmiş af ve yerel yönetimlere özerlik imkânları konusu da gündeme gelebilecektir. Görüyorsunuz, bu kadar tahribata rağmen, hükümet anlayışı ne yaptıysa bu aziz vatanı bölememiş, büyük milletimizi etnik kimlikler arasında bölüştürememiş, kardeşlik hukukunu hala tam olarak gasp edememiştir. Başbakan Erdoğan, bölücülük dozajını arttırmak istiyorsa, organik bağ içinde olduğu BDP'den daha fazla yardım ve istekte bulunabilmesinin önünde de şimdilik bir engel görülmemektedir. Ne var ki AKP ile BDP arasındaki var olan uyum ve eşgüdüm henüz somut bir neticeye ulaşamamıştır. Kurulan bölücülük ittifakı tüm zorlamalara ve tuzaklara rağmen istediği sonucu çok şükür elde edememiştir. Kararlılıkla söylemek isterim ki, bu vatanın her karışı kutsaldır ve Türk milletin helali ve ayrılmaz bir parçasıdır. Bölünme ve ayrılma rüyası görenler, kâbusla uyanacaklarını iyi bilmelidirler. Bin yılda karılan bu harcı ayrıştırmaya, bin yılda kökleşen bu çınarı yıkmaya ve bin yılda oluşan bağları kırmaya kimsenin gücü yetmeyecektir. Adalet ve Kalkınma Partisi temel tercihini artık yapmalıdır. Kimin yanında durduğunu, kiminle işbirliğini yaptığını açıklamalıdır. Ya PKK, EOAK ve ASALA zihniyetlerinin hedeflerine hizmet ederek Türk tarihinin kara bir lekesi olarak hatırlanacak, ya da milletimizin hak ve varlık hukukunu savunarak gönüllerde kalıcı olacaktır. Her türlü sonucuna katlanacağı için seçim ve takdir hakkı AKP'nindir. Parti olarak, yapılacak yeni anayasanın milli kimliğimizden, milli ve üniter devlet yapımızdan, bin yıllık kardeşlik duygusundan taviz vermeden hazırlanması için elimizden gelen tüm demokratik imkânları kullanacağımızdan herkes emin olmalıdır. Bölücülüğü masumlaştıracak, PKK militanlarını affedecek ve İmralı Adası'nı yazlığa dönüştürecek her teklife de sonuna kadar kapalı ve uzak olacağız. Hükümetin timsah gözyaşları döken kuşkulu siması, ne kadar uğraşsa da, ana dilde eğitim taleplerinin önünü açacak her girişime aşılmaz ve geçilmez milli bir duvar olacağız. Ve direneceğiz, dayanacağız, vazgeçmeyeceğiz; Türk milletinin birlikte yaşama ülküsünü inşallah zayıflattırmayacağız.
DEVLET BAHÇELİ
|