|
MARŞLAR VE ŞİİRLER TÜRKLERİN TÜRKÜSÜ Dilek yolunda ölmek Türklere olmaz tasa, Türk'e boyun eğdirir yanlız töreyle yasa; Yedi ordu birleşip karşımızda parlasa Onu kanla söndürüp parçalarız, yeriz. Biz tufanı yarattık uyku uyurken Batı, Nuh doğmadan kisnedi ordularımızın atı. Sorsan söyle diyecek gök denilen şu çatı: Türk gücü yıldırım, Türk bilgisi bir deniz.Delinse yer, çökse gök; yansa, kül olsa dört yan Yüce dileğe doğru yine yürürüz yayan. Yıldırımdan, tipiden, kasırgadan yılmayan. Ölümlerle eğlenen tunç yürekli Türkleriz... GERİ ÇEKİL Âşık olup aramıza Giremezsin geri çekil Bayrağımdan ayyıldızı Silemezsin geri çekil. Bildik kötü niyetini Etme Moskofun methini Sen bu yurdun kıymetini Bilemezsin geri çekil. Bizim için kavga düğün Türk'sen Türk'lüğünle övün Türk milletin bütünlüğün Bölemezsin geri çekil. Bozkurtlar der ne hoş asır Türk kimseye olmaz esir Haş'a dinimize kusur Bulamazsın geri çekil. BAYRAK Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü Kız kardeşimin gelinliği, Şehidimin son örtüsü, IŞIK ışık dalga dalga bayrağım, Senin destanını okudum Senin destanını yazacağım, Sana benim gözümle bakmayanın Mezarını kazacağım, Seni selamlamadan uçan kuşun Yuvasını bozacağım, Dalgalandığın yerde ne korku ne keder, Gölgende bana da bana da yer ver. Sabah olmasın günler doğmasın ne çıkar, Yurda ay yıldızının ışığı yeter, Savaş bizi karlı dağlara götürdüğü gün, Kizıllığında sığındık, Dalgalardan çöllere düşürdüğü Gölgene sığıındık, Ey şimdi süzgün rüzgarlarda dalğalı Barışın güvercini, savaşın kartalı Yüksek yerlerde aşan çiçeğim Senin altında doğdum Senin dibinde öleceğim, Tarihim, şerefim, şiirim, her şeyim Yer yüzünde yer beğen, Nereye dikilmek istersen, Söyle seni oraya dikeyim. Arif Nihat ASYA SERHAT TÜRKÜSÜ Yine de şahlanıyor aman Kolbaşının yandım da kır atı, Görünüyor yandım aman, Bize sefer yolları. Davullar çalınsın aman. Aman da cengi cengi de harbiyi Görünüyor yandım aman, Bize serhat yolları. Katı sefer olur aman, Aman da sefer sefer de eyleriz; Hazer erişince aman, Aman güzel severiz. Gül yüzlü yare de aman Aman da hile hile sezeriz Sefersiz olamaz aman, Aman er evlatları ORDU MARŞI Ordumuz etti yemin Titredi hak-ü zemin Milletim etti yemin Açıldı râh-i nevin
Sancağımız şanımız Şanlı Türk ünvanımız Vatan bizim canımız Feda olsun kanımız
Terk-i arâm eyledik Nesr-i merak eyledik Hakk'a kıyâm eyledik Ceht-i ikdâm eyledik
Sancağımız şanımız Şanlı Türk ünvanımız Vatan bizim canımız Fedâ olsun kanımız
Şanlı Türk ahfadıyız Biz vatan evlâdıyız Milletin efradıyız Hürriyet eshadıyız
Sancağımız şanımız Şanlı Türk ordusudur Vatan bizim canımız Feda olsun kanımız
Tarihleri dolduran Dünyaya karşı duran Düşmanları yıldıran Şanlı Türk ünvanımız
Şanlı Türk ünvanımız Sancağımız şanımız Feda olsun kanımız Vatan bizim canımız. AKINCI Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik, Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik. Ak tolgalı beylerbeyi haykırdı: İleride! Bir yaz günü geçtik Tuna'dan kafilelerle. Şimşek gibi bir semte atıldık yedi koldan, Şimşek gibi, Türk atlarının geçtiği yoldan. Bir gün dolu dizgin boşanan atlarımızla. Yerden yedi kat arsa kanatlandık o hızla. Cennete bu gün gülleri açmış görürüz de, Hâlâ o kızıl hâtıra titre içimizden. Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik, Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik. KAFKASYA MARŞI Kafkasya daglarinda çiçekler açar Altin günes orda, sirmalar saçar. Bozulmus düsmanlar hep yel gibi kaçar Kader böyle imis ey garip ana Kanim helâl olsun güzel vatana. Kafkasya daglarina bomba koydular Türk'ün sancagini öne koydular Sanli zaferlerle düsmani bogdular Kader böyle imis ey garip ana Kanim helâl olsun güzel vatana. Kafkasya daglarinda oturdum kaldim Sehit olanlari deftere yazdim Öksüz yavrulari ben bagrima bastim Kader böyle imis ey garip ana Kanim helâl olsun güzel vatana. Türk ogluyum ben ölmek isterim Toprak diken olsa yatagim yerim Allah'indan utansin dönenler geri Kader böyle imis ey garip ana Kanim helâl olsun güzel vatana. PLEVNE MARŞI Tuna nehri akmam diyor Etrafımı yıkmam diyor Şanı büyük Osman Paşa Plevne'den çıkmam diyor. Olur mu böyle olur mu Evlât babayı vurur mu Sizi millet hainleri Bu dünya size kalır mı Düşman Tuna'yı atladı Karakolları yokladı Osman Paşa'nın kolunda Beşbin top birden patladı.
Kılıcımı vurdum taşa Taş yarıldı baştan başa Askerinle binler yaşa. Namı büyük Osman Paşa. KAHRAMANLIK Kahramanlık ne yanlız bir yükseliş demektir, Ne de yıldız gibi parlayıp sönmektir. Ölmezliği düşünmek boşuna bir emektir; Kahramanlık: Saldırıp bir daha dönmemektir. Sızlasa da gönüller düşenlerin yasından Koşar adım gitmeli onların arkasından. Kahramanlık: İçerek acı ölüm taşından İleriye atılmak ve sonra dönmemektir. Yırtıcılar az yaşar... Uzun sürmez doğanlık... Her ışığın altında gızlıdır bir karanlık; Adsız sansız olsa da, en büyük kahramanlık; Göz kırpmadan saldırıp bir daha dönmemektir Kahramanlık ne yanlız bir yükseliş demektir. Ne de güneşler gibi parlayıp sönmektir. Bunun için ölüme bir atılış gerekir. Atıldıktan sonra bir daha dönmemektir... ESTERGON KALESİ Estergon kalesi su başı, durak, Kemirir içimi bir sinsi firâk. Gönül yar peşinde yar ondan ırak. Akma Tuna akma ben bir dertliyim; Yar peşinde koşar kara bahtlıyım. Estergon kalesi su başı hisar, Baykuşlar çağırır bülbüller susar; Kâfir bayrağını burcuna asar. Akma Tuna akma ben bir dertliyim; Yar peşinde koşar kara bahtlıyım FATİH MARŞI Yürekler kabarık, gözlerde damla, Mehteri saygıyla dur da selâmla. Bir huşû içinde dinle gülbankı Sesleniyor tarih, bu ses o yankı.
Sen böyle yürürken tuğla sancakla. Türk'ün savaşları geliyor akla.
Asırlar boyunca çınladı serhat. Doğu'dan Batı'ya Yemen Belgrat... Duyarak bakışan gözler görüyor. Fatih Topkapı'dan şehre giriyor.
Sen böyle yürürken tuğla sancakla. Türk'ün savaşları geliyor akla. ÜLKÜCÜ DERLER BİZE Aslımız Oğuz aslı Ülkücü derler bize. Neslimiz Âsım nesli Ülkücü derler bize. İmanın kölesiyiz. Küfürün belasıyız. Türk islâm kalesiyiz. Ülkücü derler bize. Vatana kanat gerdik. Uğrunda neler gördük. Dörtbin de şehit verdik Ülkücü derler bize. Zindanlar şükrümüzdür. Çilemiz zikrimizdir, Partimiz fikrimizdir, Ülkücü derler bize. Allah'tır tek hakim be, Kur'ân'dır tek hüküm be. Bey kimmiş, paşa kimmiş be? Ülkücü derler bize. İpsede kaderimiz, Yüzülsede derimiz, Başbuğdur liderimiz. Ülkücü derler bize. FETİH MARŞI Yelkenler dikilecek, yelkenler biçilecek. Dağlardan çektirilen kalyonlar çekilecek. Dağlardan çektirilen kalyonlar çekilecek. Elde sensin dilde sen, gönüldesin baştasın. Fatih'in Istanbul'u fethetigi yaştasın. Delikanlım işaret aldğın gün atandan, Yürüyeceksin; Millet yürüyecek arkandan. Sana selâm getirdim Ulubatlı Hasan'dan. Elde sensin dilde sen, gönüldesin baştasın. Fatih'in İstanbul'u fethetiği yaştasın. Bu kitaplar Fatih'tir; Selim'dir, Süleyman'dır Şu mihrap Sinanüddin, şu minare Sinan'dır. Haydi artık uyuyan destanını uyandır. Elde sensin dilde sen, gönüldesin baştasın. Fatih'in İstanbul'u fethetiği yaştasın. ESKİ ORDU MARŞİ Ceddin deden, neslin baban Hep kahraman Türk Milleti Ordularin pek çok zaman Vermiştiler dünyaya şan Türk Millet Türk Millet!i Aşk ile sev milliyeti Kahret vatan düsmanını Çeksin o mel'un o zilleti. KÜRŞAD MARŞI Yufka yüreklilerle çetin yol aşılmaz, Çünkü bu yol kutludur gider TANRI dağına Halbuki yoldaşını bırakıp kaçanların Değişilir topu da bir sokak kaltağına.
Kürşad'ın narasıyla indik TANRI dağından Ruhumuzu kandırdık Orhun'un kaynağından, Bu kaynaktan içenin yürekleri tunç olur. TÜRK'e kefen biçenin ölümü korkunç olur.
Delinse yer, çökse gök, yansa kül olsa dört yan Yüce dileğe doğru yürürüz yine yayan. Moskoflardan, yankeden, masonlardan yılmayan Ölümlerle eğlenen tunç yürekli Türkleriz. BAŞBUĞ MARŞI Sende bütün umutlar Göğe yükselsin tuğum Haykırıyor Bozkurtlar Selâm sana Başbuğum
Türklük bir yiğit arar Tanrı dağları kadar Canlansın hatıralar Selâm sana Başbuğum
Semerkandlar Kerkükler Yaslı yaralı Türkler Bir gün Alparslan kükrer Selâm sana Başbuğum
Altaylar'dan Tuna'ya Yeniden bütün dünya Görsün korkulu rûya Selâm sana Başbuğum GENÇ OSMAN MARŞI Of, of Genç Osman dediğin bir küçük uşak, Beline bağlamış ibrişim kuşak oy oy!... Aman, askerin içinde birinci uşak Allah, Allah deyip geçer Genç Osman oy, oy!
Of, of Genç Osman dediğin bir küçük aslan Bağdat'ın içine girilmez yastan oy, oy!... Aman her ana doğurmaz böyle bir aslan, Allah, Allah deyip geçer Genç Osman oy, oy!
Of, of Bagdat'ın kapısın Genç Osman açtı, Düşmanın cümlesi önünden kaçtı oy oy!.. Aman kelle koltuğunda üç gün savaştı Allah, Allah deyip geçer Genç Osman oy, oy! MEHTER MARŞI Gafil ne bilir neşe-i pür sevk-i vegay-ı Meydan-ı celâdetteki enver-i sefayı Meydan-ı gazâ aşk ile tekbirler alınca Titrettiyine rûy-i zemin arş-ı semâyı Allah yonuna cenk edelim, şan alalım şan Kur'an'da zafer vâdediyor hazreti Yezdân Farz eyledi Halak-u cihan harb-i cihâdi Hep cenk ile yükselmede ecdadımın adı Dünyaları fert eyleyen ecdadımız elhak Âdil idi hifz eyler idi hakkı ibâdı Allah yolunda cenk edelim, şan alalım şan Kur'an'da zafer vâdediyor Hazreti Yezdân GÜZEL TÜRKİSTAN Güzel Türkistan sana ne oldu? Seher çağında güllerin soldu Bağ bahçeden berbad, kuşlarda feryat Hepisi bir mahzun...olmaz mı dilşad? Bilmem niçin kuşlar uçmaz bahçelerde...? Birliğimizin sarsılmaz dağı Ümidimizin sönmez ışığı Birleş ey halkım, gelmiştir çağı Bezensin şimdi Türkistan bağı Uyan halkım, bitsin artık bunca zulümler. Bayrağını al, kalbin uyansın Kulluk, esaretin herşeyi yansın Kur yeni devlet düşmanlar ürksün Yüce Türkistan göklere değsin Yayıl, yeşer öz vatanın gül bağlarında. KARADENİZ MARŞI Çırpınırdı Karadeniz Bakıp Türk'ün bayrağına Ah ölmeden bir görseydim Düşebilsem toprağına
Sırmalar sarsam koluna İnciler dizsem yoluna Fırtınalar dursun yana Yol ver Türk'ün bayrağına.
Ayrı düştüm dost elinden Yıllar var ki çarpar sinem Vefalı Türk geldi yine Selam Türk'ün bayrağına.
Kafkaslar'dan esen yeller Şimdi sana selam söyler Olsun bütün Turan eller Kurban Türk'ün bayrağına.
Kafkaslar'dan aşacağız Türklüğe şan katacağız Türk'ün şanlı bayrağını Turan ele asacağız. GENÇLİK MARŞI Dağ başını duman almış, Gümüş dere durmaz akar. Güneş ufuktan şimdi doğar. Yürüyelim arkadaşlar.
Sesimizi yer, gök, su dinlesin; Sert adımlarla her yer inlesin.
Bu gök, deniz nerede var, Nerede bu dağlar, taşlar. Bu ağaçlar, güzel kuşlar Yürüyelim arkadaşlar.
Sesimizi yer, gök, su dinlesin; Sert adımlarla her yer inlesin.
Her geceyi güneş boğar Ülkemizin günü doğar, Yol uzun olsa da ne var, Yürüyelim arkadaşlar.
Sesimizi yer, gök, su dinlesin; Sert adımlarla her yer inlesin. MALAZGİRT MARŞI Aylardan ağustos, günlerden cuma Gün doğmadan evvel iklîm-i Rum'a Bozkurtlar ordusu geçti hucuma Yeni bir sevk ile gürledi gökler Ya Allah...Bismillah... Allahüekber Önde yalın kılıç türkmen basbuğu Ardında Oğuz'un ellibin tuğu Andırır Altay'dan kopan bir çığı Budur, Peygamberin övdüğü Türkler Ya Allah...Bismillah... Allahüekber Türk, Ulu Tanrı'nın soylu gözdesi Malazgirt Bizans'ın Türk'e secdesi Bu ses insanlığa hakkın müjdesi Bu seste birleşir bütün yürekler... Ya Allah...Bismillah... Allahüekber!.. Yiğitler kan döker, bayrak solmaya, Anadolu başlar, vatan olmaya... Kızılelma'ya hey... Kızılelma'ya!!! En güzel marşını vurmadan mehter Ya Allah...Bismillah... Allahüekber!.. ŞEHİT MARŞI Bozkurtlar'ın Başbuğları kükreyince Sögüt'te Soluk yapraklar uçusur, dökülür bir nefeste
Canımızdır, kanımızdır herşeyimiz bu vatan Bastığın yerleri tanı altında Türk'tür yatan
Atalardan bize kalan emanettir bu vatan Susuz kalsa toprağımız sularız kanımızla
Şehit Özmen, rahat uyu sen ölmedin ölmezsin Íntikamın alınacak Bozkurtlar etti yemin
Haydi yiğit, haydi yiğit, haydi yeni akına Ülkümüzün, ülkümüzün cihan varsın farkına. ZAFER MARŞI Tarihi çevir, nal sesi kısrak sesi bunlar Delmiş Roma'nın kalbini mızrak gibi Hun'lar Göktürkler, Uygurlar, Oğuzlar, Peçenekler Türk'ün tarihine binbir zafer ekler Dünya atımın nalları altında ezildi Kaç haçlı sefer göğsüme çarpınca kesildi Bir gün gemiler dağlara tırmandı denizden Kudret ve zafer bizlere miras dedemizden. TEKBİR VE CENK MARŞI Rahim Allah, Kerim Allah (3 kere) Ey şanlı ordu, ey şanlı asker Haydin gazenfer, umman-ı safder Bir elde kalkan bir elde hançer Serhadde doğru ey şanlı asker Deryada olsa her sey muzaffer, Dillerde tekbir Allahü ekber Allahü ekber Allahü ekber Ordumuz olsun daim muzaffer. Rahim Allah, Kerim Allah (3 kere) KERKÜK MARŞI And olsun, mavi asmânım sana And olsun şanlı toprağım sana. Vatan için çalışırız Ya ölürüz ya kalırız Hizmet etmek için sana.
Ey Moskof'lar geçti gaflet günleri Kanımızla çizdik biz plânları Çok çalışma gaflet için Çok yorulma dönmek için Süngümdür cevap sana.
Yürüyelim hep bu yolda zafere Bayrağımız kaldıralım göklere Koy görsünler şanımızı Cihana destan olur.
Milletim; şan milletim! Genci Bozkurt milletim! Bu vatanı bekleriz biz Canı feda ederiz biz Allah'ım, Bayrağım, Toprağım! Andım sana... KÖYCÜLÜK MARŞI Alevden oklar gibi hızlandık köye doğru Devrim hamlesidir bu, ülkü hamlesidir bu Ruhumuzda tutuşan bu ateşli imanla Hedefe koşuyoruz bu şerefle şanla Seferberiz bu yolda ana, baba, oğul, kız Yarınlarin köyünü kurmak davasındayız. Cengimiz var arkadaş, haydi yürü ilerle Tarihin çok beklediği sarsılmaz hamlelerle Ülküye koşmak dağları asmak gerek Kanatlı rüzgâr olup köye ulaşmak gerek Seferberiz bu yolda, ana baba, oğul, kız, Yarınların köyünü kurmak davasındayız. TÜRKEŞ MARŞI Güvendik biz sana Türkeş, Sensin Alparslanlara eş. Milletimin gözü yaşlı, Kurtar beni Başbuğ Türkeş. Anadolum yetim kaldı. Moskof, Mason yurda doldu. Türk Milleti hep ağladı. Kurtar onu Başbuğ Türkeş. BOZKURT MARŞI Bozkurtlarla, bozkurtlarla Türk yükselir bozkurtlarla. Elde sancak, gökte bayrak, Hak birliktir bozkurtlarla!..
Fedadır yurda canımız. Er meydanı mekanımız. Donatacak dokuz tuğu, Damardaki al kanımız!
Emir senden, ölmek bizden, Adanmışız bu ülkeye, Dönmek yoktur sözümüzden!.. Hain, kahpe yoktur bizde, Birlik vardır ülkümüzde!..
Adımıza bozkurt derler Korku yoktur gözümüzde!.. İnanmışız bir Allah'a Rehberimiz hem Kur'an'a! Uzak değil, çok yakında Varacağız biz Turan'a. DOKUZ IŞIK MARŞI Mamureye çevirip vatanın dört yanını, Milliyetçi Türkiye temeli atacağız! Bu yolda şehit olmak, akıtmak var kanını, Yurda hizmet etmenin, zevkini tadacağız.
Dokuz Işık gençliğin çelikleşmiş koludur. Dokuz Işık fazilet ve hakikatin yoludur.
Almışız hızımızı Alparslan buruğundan Türk'ün öz cevheriyiz, ünlü Oğuz soyundan Dokuz Işık ülküsü aşkımız felsefemiz, Vatan semalarında gürler erkek sesimiz.
Dokuz Işık Türklüğün, bükülmeyen koludur. Dokuz Işık yurdunu, sevenlerin yoludur.
Türklük gurur, şuuru, İslam'ın fazileti Silkinip atacağız üstümüzden zilleti Yabancı düşünce yok, soyumun töresinde Ülkümüz bayraklaşır, Bozkurtların sesinde.
Dokuz Işık imanlı, milletimin koludur. Dokuz Işık büyük bir, Türkiye'nin yoludur.
İstismara, taklide, yokluğa göğüs gerdik. Büyük ülkü uğrunda biz de şehitler verdik. Şanlı büyük milletim benliğini bulacak. Her şey Türk'e hizmettir, Türk'e doğru olacak.
Dokuz Işık Malazgirt, Anadolu koludur. Dokuz Işık Başbuğun, değişmeyen yoludur. BOZKURTLARIN YÜRÜYÜŞ MARŞI Dikin göktuğları Turan üstüne Yürüyün Bozkurtlar düşman üstüne.
Şimşek gibi çakın, yel gibi esin Savaş türkünüzü Kürşad dinlesin Ayak sesinizden yer-gök inlesin.
Doğsun hilaliniz vatan üstüne Yürüyün Bozkurtlar düşman üstüne.
İleri, ileri bir an durmayın Vurun Bozkurtlarım ama vermeyin Kızıl köpeklere zaman vermeyin.
Tufanlar yağdırın tufan üstüne Yürüyün Bozkurtlar düşman üstüne. ÇANAKKALE MARŞI Çanakkale içinde aynalı çarşı Anne ben gidiyorum düşmana karşı.
Çanakkale içinde sıra sıra selviler Binbaşı oturmuş asker öğütler.
Çanakkale içinde bir kırık testi Anneler babalar ümidi kesti
Arı burnundan çıktık yan basa basa Düşmanlar kaçıyor, kan kusa kusa..
HÜSEYİN NİHAL ATSIZ ŞİİRLERİ AĞIT Gönlümde yazdığım bu son ağıta Nazire yaparak coşan dalgalar ! Hastası olup da geç vakit hekim Arayanlar gibi koşan dalgalar! Sizinde elbette var bir sızınız, Bundan mı geliyor korkunç hızınız? Benide beraber alır mısınız ? Kederle kabarıp şişen dalgalar? Sizile paylaşsak bu korkunç gamı, Bitmiyor bu sonsuz ecel akşamı. Bilmem ki bundan mı titriyor gemi? Ey dalgakıranı aşan dalgalar? Hey ATSIZ çöküyor eski bir direk. Baksanda dünyaya titremeyerek, Hepimiz beraber haykırsak gerek Ey bela dehrinde pişen dalgalar!.. Aşkınla Aşkınla senin bunca gönül etmede nale... Uğrunda akan gözyaşımız oldu şelale. Onmaz kara sevdamızı kan söndürecektir... O füsunkar ve güzel gözleri her kalbi deşen Öyle bir nazlı kızın aşkına düştüm ben ki... Ey bir eşi bulunmaz fedakar,mert arkadaş! Kıskandırdın bizi sen,bak ölümün ne kadar şanlı! Arkadaşımızın mert ve şan dolu göğsünde Şehitliğin nişanı kızıl bir gül açıldı.... Atsızın Yeni Bir Şiiri Sayın zevcin senin gayet yamandır Yaman kılgan anı elbet zamandır Anın kahvaltısı çay birle ekmek Reisicumhurun yalnız samandır Ufukta gördüğün sis, sis değildir Benim ahımla çıkmış bir dumandır Başım ta fecredek ağrıyla yandı İlacı vehmile hülya ve zandır Güven olmaz hayata çünkü en son Amandır ah amandır ah amandır Ay Yüzlü Güzel Konçuy Mestim bugün aşkınla ay yüzlü güzel konçuy, Gönlümde esip çınla, ay yüzlü güzel konçuy. Şevkinle serab ettin, aşkınla harab ettin, Payında türab ettin,ay yüzlü güzel konçuy. Sensiz yaşamak boştur, birlikte ölüm hoştur, Coştum, daha çok coştur, ay yüzlü konçuy. Sevginle geçip serden, bildim yaralar nerden; Eyvah kara gözlerden, ay yüzlü güzel konçuy. Zulmetteki mahımsın, gönlümdeki ahımsın, Ömrümde günahımsın, ay yüzlü güzel konçuy. Lebler sücü, bir tas ver; hem neş'e ve hem yas ver; Hançer mi o kirpikler, ay yüzlü güzel konçuy. Almış beni albızlar, gönlümde yaran sızlar, Kurban sana Atsızlar, ay yüzlü güzel konçuy... Ayrılık Sevdiğim, kemençede titretiyorken yayı, Bülbül sustu, unuttu o eski ağlamayı. Öyle sandım ki gökte kızıllık sardı ayı, Sevdiğim, kemençede inletiyorken yayı... Ağaçların dalları saygılarla eğildi, İçimden çarpıntıyı, gözümden yaşı sildi, Böceklerin sesleri birdenbire kesildi, Sevdiğim, kemençede söyletiyorken yayı... Ayın on dördü gökte yavaşça yükselince, Bir bağlama başladı önceden ince ince ... Birdenbire gürleşip kemençeye karıştı, Biri coşkun bir öfke, biri bir yalvarıştı. Birini inletirken bir kadının elleri, Birinde bir erkeğin kırılmış emelleri... Sonra kemençe sustu... Yalnız kaldı bağlama, Çalkalanarak diyor ki: "Boşunadır, ağlama! Kemençen, bağlamam ve ... Gönüllerimiz kırıktır; Her tatlı sevişmenin sonu bir ayrılıktır... Gök onun kadar derin , o gök kadar berraktı, Biraz sonra nazik ay bizi yalnız bıraktı... Bu ayrılık çağının hicranını bir düşün, Beni hala yakıyor tadı en son öpüşün!?.. Hazin hıçkırıkları bırakılmış bir kızın, Hatırlattı bütün o eski ayrılıkları. Söndürür neşesini gönlümüzdeki hızın, Bırakılmış bir kızın hazin hıçkırıkları... 1932 Bahtiyarlık Bahtiyarlık ne zafer kısrağına binmektir; Ne yaşarken dünya uçmağına inmektir. Şekli olmaz, rengi yok, belirsizdir ve tektir. Bahtiyarlık: Ömründe bir kere sevinmektir. Bir karanlık geceye akıyorken bu varlık Bulunur mu dünyada ebedi bahtiyarlık? Mükafatın, yapsan da en büyük bir yararlık Nihayet zafer adlı bir kısrağa binmektir. Dört hecelik söz olan "bahtiyarlık"... O bir sır...
Bilmeyecek insanlık bunu daha bin asır. Bilgi, bolluk, din, para... Hepsi boş, hepsi kısır... En fazlası bir dünya uçmağına inmektir. Her şeyin bir şekli var, her derdin bir ilacı... Türlü türlü yemişler verir dünya ağacı. Zafer çetin, ilim güç, bozgun kötü, aşk acı. Halbuki bahtiyarlık: Belirsizdir ve tektir. Bahtiyarlık: Boraca yüce dağları aşmak Varılmadan ölünen uzak yerlere koşmak, Tanrı'nın sofrasında mest olarak konuşmak Ve ömründe bir kere, bir kere sevinmektir... 1933 Bütün Türk Gençliğine I Yer bulmasın gönlünde ne ihtiras, ne haset. Sen bütün varlığınla yurdumuzun malısın. Sen bir insan değilsin; ne kemiksin ne de et; Tunçtan bir heykel gibi ebedi kalmalısın. Iztırap çek inleme... Ses çıkarmadan aşın. Bir damlacık aksa da bir acizdir göz yaşın; Yarı yolda ölse de en yürekten yoldaşın, Tek başına dileğe doğru at salmalısın. Ezilmekten çekinme ... Gerilemekten sakın! İradenle olmalı bütün uzaklar yakın, Dolu dizgin yaparken ülküne doğru akın, Ateşe atılmalı, denize dalmalısın. Ölümlerden sakınma, meyus olmaktan utan! Bir kere düşün nedir seni dünyada tutan? Mefkuresinden başka her varlığı unutan, Kahramanlar gibi sen ebedi kalmalısın... II Sen ne elde ve dilde gezen billur bir sağrak, Ne de sıska bir göğse takılan bir çiçeksin; Seninde bu dünyada nasibin var savaşmak!... Kayalarla güreşip dağlarda öleceksin. Yoldaşlık ederekten gökte güneşle, ayla, Aşarsın tepe, ırmak; yürürsün ova ,yayla... Hayata ne biçimde geldinse bir borayla Daha sert bir kasırga içinde biteceksin. KIZIL ELMA uğruna kılıç çekince kından, Bahtiyarlık denen şey artık geçmez yakından. Mesut olup gülmeyi sök, çıkar hatırından. Belki öldükten sonra bir parça güleceksin. Yüz paralık kurşunla gider "HAYAT" dediğin; " Tanrı yolu" uzaktır; erken kalk sıkı giyin. Yazık, bütün ömrünce o kadar özlediğin Güzel Kızıl Elma'na varmadan öleceksin. III Belki bir gün çöllerde kaybedersin eşini, Belki bir gün ağlarsın kaçtı diye karına. Işıksız kulübende boranın esişini Dinleyerek çıkarsın bir ümitsiz yarına. Gün olur ki mertliğin uğrar kahpe bir hınca; Namert bir el arkandan seni vurur kadınca; Bir gün sabrın tükenir... Silahını kapınca Haykırarak çıkarsın yurdunun dağlarına... Hayatın kamçısıyla sızar derinden kanlar, Senin büyük derdinden başkaları ne anlar? Vicdanını "Paris"e, "Moskova"ya satanlar, Küfür diye bakarlar senin dualarına. Hey arkadaş!.. Bu yolda bende coşkun bir selim, Beraberiz seninle, işte elinde elim. Seninle bu hayatın gel beraber gülelim, Ölümüne , gamına, tipisine, karına... IV Atandan kalmış olan kılıcı iyi bile, Onu bütün gücünle vuracaksın çağında. Savaş... Bunu tadını ey Türk sen bulamazsın, Ne sevgili yanında, ne baba ocağında... Savaşmaktan kaçınır, kim varsa alnı kara, Kan dökmeyi bilenler hükmeder topraklara... Kazanmanın sırrını bilmiyorsan git, ara "Çanakkale" ufkunda, "Sakarya" toprağında. Siyasette muhabbet... Hepsi yalan, palavra... Doğru sözü "Kül Tegin" kitabesinde ara... Lenin'den bahsederse karşında bir maskara, Bir tebessüm belirsin sadece dudağında. Yatağında ölmeyi hatırından sök, çıkar! Döşeğin kara toprak, yorganındır belki kar... Sen gurbette kalırsan, ben ölürsem ne çıkar? Ruhlarımız buluşur elbet "Tanrıdağı"nda... V.
Mukadderat isterse seni yoldan çevirsin , Sen hele bu yollarda yıpranarak aşın da, Varsın bütün ömrünce bir an nasip olmasın, Yorgunluğu gidermek serin bir su başında. Bir gülüşten ne çıkar, ne çıkar ağlamaktan? Kullar kancıklık eder, bela bulursun Hak'tan. Gün olur ki bir yudum su ararsın bataktan, Gün olur ki bir tutam tuz bulunmaz aşında. Bir çığ gibi yürürsün bir lahza durmaksızın, Bir ilahi kaynaktan geliyor çünkü hızın. Duyguların ölmüştür... Tapınılan bir kızın, Bir füsun bulamazsın gözlerinde, kaşında. Iztırabı kanına kat da göz kırpmadan iç! Varsın gülsün ardından, ne çıkar, bir iki piç... Bu varlık dünyasında yalnız senin hiç mi hiç, Bir şeyin olmayacak hatta mezar taşında.... Davetiye Ey Benito Musolini! Ey gayet yüce, italyanlar başvekili muhterem Duçe! Duydum ki, yelkenleri edip de fora Gelecekmiş orduların yeşil Bosfora. Buyursunlar... Bizim için savaş düğündür; Din Arab'ın, hukuk sizin, harp Türklüğündür. Açlar nasıl bir istekle koşarsa aşa Türk eri de öyle gider kanlı savaşa. Hem karadan, hem denizden ordular indir! Çarpışalım, en doğru söz süngülerindir! Kalem, fırça, mermer nedir? Birer oyuncak! Şaheserler süngülerle yazılır ancak! Çağrı Beğle Tuğrul Beğ'in kurdugu devlet italyali melezlerden üstündür elbet; Bizim eski uşakları alda yanına Balkanlardan doğru yürü er meydanına; Çelik zırhlı kartalları göklere saldır... Fakat zafer sizin için söz ve masaldır... Dirilerek başınıza geçse de Sezar Yine olur Anadolu size bir mezar. Belki fazla bel bağladın şimal komşuna, Biz güleriz Cermenliğin kudurusuna, Tanıyoruz Atila'dan beri Cermeni, Farklı midir Prusyalı yahut Ermeni? Senin dostun Cermanyaya biz Nemse deriz, Bir gün yine Beç önünde düğün ederiz. Söyle, kara gömlekliler etmesin keder; Ölüm-dirim savaş bir gun mukadder! Gerçi bugun eskisinden daha cok diksin; Fakat yine biz Osmanlı , sen Venediksin! Tarihteki eski Roma hoş bir hayaldir, Hayal bütün insanlarda olan bir haldir. Bu hayaller zamanları hızla aşmalı, Gök Türklerle Romalılar karşılaşmalı ! Görmüyorsan gönlümüzün içini, körsün! Kılıçlarımız kınlarından çıkmaya görsün! Top sesleri, bomba sesi bize saz gelir; 17'ye karşı 44 milyon az gelir. Arnavudu yendim diye kendini avut, Yiğit Türkle bir olur mu soysuz Arnavut? Kayalara çarpmalıdır korkunç türküler! Dalmalıdır gövdelere çelik süngüler! Sert dipçikler ezmelidir nice başları ! Ecel kuşu ayırmalı arkadaşları! En yiğitler serilmeli en önce yere! Kızıl kanlar yerde taşıp olmali dere! Ulku denen nazli gelin erde san ister! Büyük devlet kurmak icin büyük kan ister. Damarında var mı senin böle bol kanın? Türkün kanı bir eşidir lavlı volkanın! Tarihteki eski Roma hoş bir hayaldir, Kurulacak yeni Roma boş bir hayaldir, Karşısında olmasaydı şanlı 'Türk Budun' Belki gerçek olacaktı bir gün umudun, İnsan oğlu ümitlerle dolup taşmalı, Aryalarla Turanlılar karşılaşmalı. Tabiatın yürüyüşü belki yavaştır; Hız verecek biricik şey ona savaştır! Keskin olur likörlerden ayranla kımız, Karnera'yı yere serer Tekirdağlımız. Yurdumuzun çok tarafı olsa da kuru Makarnadan kuvvetlidir yine bulguru... Biz güleriz Façyolarin felsefesine, Dayanır mı kırkı bir tek Türk efesine? Bizim yanık Fuzuli'miz engin bir deniz! Karşısında bir göl kalır sizin Dante'niz! Bizler ulu bir çınarız, sizler sarmaşık! 'General'ler 'Paşa' larla atamaz aşık!.. Ey italyan başvekili! Ey Musolini! iki irkin kabarmali asirlik kini... Hesabını göreceğiz elbette yarın Yedi yüzlü , yedi dilli italyanların! Irkınızı hiçe saydı Hazreti Fatih. Biraz daha yaşasaydı Hazreti Fatih Ne Venedik kalacakti, ne Floransa... Hos geldiniz diyecekti bize Fransa! Haydi, hamle kafirindir... ilkonce sen gel Ecel ile zaman bize olmadan engel! Burda tanklar yürümezse etme çok tasa; Süngülerle çarpışmadır savaşta yasa. Olma böyle sinsi çakal, yahut engerek! Bozkurt gibi, kartal gibi döğüşmek gerek! Kılıç Arslan öldü sanma, yaşıyor bizde! Atila'nın ateşi var içimizde! Kanije'nin gazileri daha dipdiri! sınırdadır Pilevne'nin kırk bin askeri! Edirne'de Şükrü Paşa bekliyor nöbet! Dumlupınar denen şeyi bilirsin elbet! Şehitlerden elli milyon bekcisi olan Aşılmaz bir kayadır bu ebedi Vatan! Ebedi Yiğit Adı yok,şehit! Kefenin; Vatan, Tabutun; Cihan, Düşünüp övün, Yaşıyor ünün... Damarında kan, Bir alev midir? Yaşaman; roman, Ölümün; şiir. Sana yok ne taş, Nede bir mezar, Bu hayat; savaş, Ebedi uzar... Eşit olduğun, Şu güneş; Tuğun, Tabutum; Vatan, Mezarın; Cihan Adı yok yiğit, Ebedi şehit... Eski Bir Sonbahar Sonbahardı... Seninle geçiyorduk o yoldan; Topraklardan, havadan bir hüzün taşıyord Bize yaklaşıyordu Gönlümüzde yepyeni bir duygu yaşıyordu. Rüzgarların değildi bu musiki, bu hüzün; Hatırladın değil mi? Kuşlar ağlaşıyordu... Havada bir serinlik... Tatlı bir hayal gibi... Torak nasıl meçhuldü tıpkı istikbal gibi? O gün tabiat başka bir türlü yaşıyordu. Kalbin acı, gözlerin yaşla dolmuştu senin; Yapraklar gibi yere dökülüyordu enin; O nağme mesafeyi, zamanı aşıyordu.
O bir beste değildi: Kuşlar ağlaşıyordu. En hazin şey muhakkak öksüz kalan ocaktır. Bu ocak hüzünlerle dolup boşalacaktır. Eski bir sonbaharı, küçük kuşları anmak Belki veda etmektir sana birkaç satırla... Yine bir sonbaharda ordan yalnız geçersen Beraber geçtiğimiz serin günü hatırla!.. Gel Buyruğu Tanrının 'gel' buyruğu tatlılıkla erince Ona doğru can kuşu nice uçmasın, nice? Ne yaşamak tasası, ne dünyanın yasası, Ne de bir kaygı kalır can yükünü derince. Bu dirlik bir kılıçsa ölüm onun kınıdır; İkisini birlikte verirler bir verince. Ecel dedikleri şey erlerin kevseridir; Gözünü kırpmadan iç, içme çağı erince. Bir yumunca gözünü, kaybedince özünü Çalamazsın sazını öyle inceden ince Ne güneş kalır, ne ay; ne ırmaklar akar, ne çay; Dünyaya gelmedin say yağız yere girince. Bildiğin, neyse unut, Tanrı'ya kavuştun tut, Bir gün ölüm meleği seni yere serince. Şu gördüğün ne varsa birer birer küçük damladır, Bir denize akıyor hepsi yerli yerince Bir gördüğün baştır, mezar beşiğe aştır, Ölü diriye eştir, düşün biraz derince. Atsız! Ölüm gerekmek teninde can yaşarken, Sen burada olmazsın ölüm kanat gerince... Geri Gelen Mektup Ruhun mu ateş, yoksa o gözler mi alevden? Bilmem bu yanardağ ne biçim korla tutuştu? Pevane olan kendini gizler mi hiç alevden? Sen istedin ondan bu gönül zorla tutuştu. Gün, senden ışık alsa da bir renge bürünse; Ay, secde edip çehrene, yerlerde sürünse; Herşey silinip kayboluyorken nazarımdan, Yalnız o yeşil gözlerinin nuru görünse... Ey sen ki kül ettin beni onmaz yakışınla, Ey sen ki gönüller tutuşur her bakışınla! Hançer gibi keskin ve çiçekler gibi ince Çehren bana uğrunda ölüm hazzı verince Gönlümdeki azgın devi rüzgarlara attım; Gözlerle günah işlemenin zevkini tattım. Gözler ki birer parçasıdır sende İlahın, Gözler ki senin en katı zulmün ve silahın, Vur şanlı silahınla gönül mülkü düzelsin; Sen öldürüyorken de vururken de güzelsin! Bir başka füsun fışkırıyor sanki yüzünden, Bir yüz ki yapılmış dişi kaplanla hüzünden... Hasret sana ey yirmi yılın taze baharı, Vaslınla da dinmez yine bağrıdaki ağrı. Dinmez! Gönülün, tapmanın, aşkın sesidir bu! Dinmez! Ebedi özleyişin bestesidir bu! Hasret çekerek uğruna ölmek de kolaydı, Görmek seni ukbadan eğer mümkün olaydı. Dünyayı boğup mahşere döndürse denizler, Tek bendeki volkanları söndürse denizler! Hala yaşıyor gizlenerek ruhuma 'Kaabil' İmkanı bulunsaydı bütün ömre mukabil Sırretmeye elden seni bir perde olurdum. Toprak gibi her çiğnediğin yerde olurdum. Mehtaplı yüzün Tanrı'yı kıskandırıyordur. En hisli şiirden de örülmez bu güzellik. Yaklaşması güç, senden uzaklaşması zordur; Kalbin işidir, gözle görülmez bu güzellik... Kağanlığa Doğru Çekildi mi kılıçlar Türk'ün gönlü hoşlanır Kağanlığı kurmaya Yeni baştan başlanır Gözler ayda güneşte İlteriş Kağan başta Yazlar geçer savaşta Ötüken'de kışlanır İçelim kımızları Yosma Gök Türk kızları Esritirken bizleri Yavuzlar yavaşlanır Kahramanların Ölümü (Şehit tayyareci Kurmay yüzbaşı Kami'nin büyük hatırasına) Gerilir zorlu bir yay Oku fırlatmak için; Gece gökte doğar ay Yükselip batmak için. Mecnun inler, kanını Leyla'ya katmak için. Cilve yapar sevgili Gönül kanatmak için. Şair neden gam çeker? Şiir yaratmak için. Dağda niçin bağırılır? Feleğe çatmak için. Açılır tatlı güller Arılar tatmak için. Tanrı kızlar yaratmış Erlere satmak için. İnsan büyür beşikte Mezarda yatmak için. Ve.............. Kahramanlar can verir Yurdu yaşatmak için... 1931 Kahramanlık Kahramanlık ne yalnız bir yükseliş demektir, Ne de yıldızlar gibi parlayıp sönmektir. Ölmezliği düşünmek boşuna bir emektir; Kahramanlık; saldırıp bir daha dönmemektir. Sızlasa da gönüller düşenlerin yasından Koşar adım gitmeli onların arkasından. Kahramanlık; içerek acı ölüm tasından İleriye atılmak ve sonra dönmemektir. Yırtıcılar az yaşar... Uzun sürmez doğanlık... Her ışığın ardında gizlidir bir karanlık. Adsız sansız olsa da, en büyük kahramanlık; Göz kırpmadan saldırıp bir daha dönmemektir. Kahramanlık ne yalnız bir yükseliş demektir, Ne de yıldızlar gibi parlayıp sönmektir. Bunun için ölüme bir atılış gerekir. Atıldıktan sonra bir daha dönmemektir... Karanlık Son ışık söneli nice zamandır; Rüyalar! Yeniden önüme düşün! Yardan ayrı geçen uzun yıllarda, Hülyası bulunmaz bir anlık düşün. Yayını kalbime Ayzıt asalı, Başka bir eldenim katı yasalı. Burda koskoca bir gönül masalı Kaybolur içinde bir damla yaşın. Aşk için verince bu kadar emek, Varlıktan sıyrılıp ruh olmak gerek. Ey zaman, ey dünta! Geri gelmemek Üzere sizlerde benimle koşun!.. 20/21 Ekim 1945 Kardeş Kahraman Macarlar Akıttılar yine kara toprak üstüne Kahraman Macarlar şanlı Turan kanını! Yazdılar yeniden Tarihe en şerefli, Yiğitlik Destanını! Yurt için ölümdür, en güzeli ölümün, Ölümler yaşatır bir ırkın vahtanını. Arpad'ın Milleti elbet öldürülemez, Verse de bin canını! Bataklık Milleti Moskof sürülerine! Gösterdi Macarlar Turanlılık şanını! Binlerce öldüler... Ölmek yenilmek değil, Yüceltmektir Şanını! Not: Atsız, Macarlar'ın Sovyetlere karşı 1956 yılındaki başkaldırışından duygulanarak, Macar vatanseveri ve Türk dostu Prof. İmre Taht'a ithafen bu şiiri yazmıştır. Kızıl Elma 'Yüz paralık kurşunla gider hayat dediğin; Tanrı yolu uzaktır; erken kalk sıkı giyin. Yazık, bütün ömdünce o kadar özlediğin Güzel Kızılelma'na varmadan öleceksin.' Korku Bir lahza uzaktan seni görmem, Hasretle yanan bağrıma bir damla su oldu. Sensiz geçerek ruhu karartan koca bir yıl, Hissiz ve hayatsız bir ölüm uykusu oldu. Ömrümdeki en korkulu endişe ve duygu, Sensiz yaşamak korkusu oldu. 5 Mayıs 1945 Kömen Analım Tunga Er efsanesini; Duyalım geçmişin erkek sesini. Bürüyüp Tanrıdağ'ın çevresini Yine Gök Türk olalım, El kuralım. Ötüken-Yış durak olsun da bize Yürüsün ordular ordan denize. Çinli baş vermese, gelmezse dize Kağanın buyruğu vardır: Vuralım. Anlatılmaz, yüce bir erdem olan Bu akınlarda bulunmaz yorulan. Günü geldikçe de bizden sorulan Kan ve can vergisi olsun... Verelim! Ülkü uğrunda gönüller delidir. Kişiler ülkü için ölmelidir. Tanrı'nın insana değmiş elidir Şu ölüm adlı güzel şey... Saralım. Hiç düşündün mü niçindir yaşamak? Bir görev yapmak içindir yaşamak. Er kişiysen görevin neyse, başar. Zevke, eğlenceye hayvan da koşar. Görüyorsun nice havan yığını Ki yapar sadece hayvanlığını. Fakat onlar bile kendince yine Tükürürler Kardeş'in itlerine. O nasıl olmalı bir ruhu ölü, Ya da bir canlı, fakat kahpe dölü Ki sanar durduğu yer it inidir, Oysa bir şanlı şehitler sinidir. O fuhuş uzmanı çikletli dişi, Dişinin en kötü, en köhnemişi, Kaplamış ruhunu çirkef yosunu, Hiç umursar mı şehit ordusunu? Var mıdır onca tivistin ötesi? Adı üstünde: Köpek sosyetesi! Yok sayıp sen de bu ruhsuz sürüyü Kılavuz yap ebedi Gök Börü'yü. Çıkarıp Ergenekon'dan ulusu Türk'ü kılsın yine dünya ulusu. İzleyip Gök Börü'nün gölgesini Gezelim gel o Kömen ülkesini. Gönlümün özlemi yerdir orası, Gürler ufkunda yiğitlik borası. Orda erdem gözükür, başkası çıkmaz alana. Kapanıktır kapılar her kovu, her bir yalana. Orda erler: Kimi arslan, kimi pars'ın eşidir. Orda kızlar: Güneşin kendi, ayın onbeşidir. Uğramaz ufkuna asla o yerin yüz karası; Orda yoktur ne siyaset, ne fikir maskarası. Yaşamaz öyle bir ortamda küçüklük, kötülük; Bir alaydan daha üstün savaşır orda bölük! Sungurun uçtuğu yerlerde barınmaz yarasa; Ve bütün dirliğin üstünde yürür sade yasa... Bir düşün başların üstünde kağanlık tuğunu, Ruh duyar orda ölürken bile Türk olduğunu; Ölümün zevkini bir süs gibi gönlünde taşır. Dirilerden daha çok orda şehitler dolaşır. Bu şehit ordusu varken kuramaz kimse pusu, Yurt için kan dökülür orda denizler dolusu. Günümüzden, düşünüp birçok asırlar geriyi Analım bin kere ölmüş o ölümsüz çeriyi: Ebedi yiğit! Adı yok şehit! Kefenin: Vatan... Tabutun: Cihan... Yaşıyor ünün. Düşünüp övün, Damarında kan Bir alev midir? Yaşaman: Roman; Ölümün:Şiir. Sana yok ne taş, Ne de bir mezar. Bu hayat: Savaş! Ebedi uzar. Eşit olduğun Şu güneş: Tuğun. Tabutun: Vatan, Mezarın: Cihan. Adı yok yiğit! Ebedi şehit!.. Onu anmakla görür Türk soyu gökçek Kömeni: Doludizgin yarışan Tanrıkut'un dört tümeni... Bin asır geçse de rastlanmaz onun bir eşine, Buyruk aldım diye ok fırlatıyor evdeşine... Bidev atlarla kılıp her yolu bir günde yarı Yıldırımlar gibi dağlardan aşan orduları... Saygı olsun bu çelik atlıların gök tuğuna, Tuğu kaldırmış olan orduların başbuğuna. O nasıl bir yürüyüştür, ne yiğitler katarı! Kun'u, Gök Türk'ü, Oğuz-Uygur'u, Kırgız'ı, Tatar'ı... O batırlar ki basıp bağra kucaklar ölümü. Özgelerden sakınıp kendine saklar ölümü. Her zaman öyle ağırdır ki yiğitlik kefesi, Kahramanlar gibi ölmek o günün felsefesi... Onların sanki başak canları... Durmaz, biçilir... Toprağın içkisidir kanları, al al içilir. Tarihin bir olağanüstü ve şahane işi Kür Şad'ın, Kül Tegin'in, Çağrı Beğ'in ok çekişi... Şubat 1964 Mutlak Seveceksin Sevda gibi bir gizli EMEL ruhuna sinmiş; Bir haz ki hayalden bile üstün ve derinmiş. Gökten gelerek gönlüne rüzgar gibi inmiş, Bir sır ki bu,ölsen bile asla açamazsın... Anlatması imkansız olan öyle bir an ki, Hülyadaki ses varlığının gayesi sanki... Bak emrediyor:Daldığın alemden uyan ki, Mutlak seveceksin beni,bundan kaçamazsın... O Gece O gece ne kadar güzeldi mehtap Gönülden fışkıran nağmeler gibi. Ruhumu yıkayan bir seldi mehtap En tatlı ilk ve son buseler gibi. O gece o müthiş deniz durgundu, Ömründe susmayan rüzgar yorgundu, En kara gönüller aya vurgundu Leyla'yı içinde bulan er gibi. O gece zevkini duydum hayatın, Sırrını anladım mükevvenatın. Gönlümde yıkılan bir kainatın Sesini işittim giryeler gibi. O gece hayatım sanki masaldı, Şuurum o anın içinde kaldı, Kalbime ışıktan bir füsun doldu İnsanı çıldırtan handeler gibi. O gece felekten bir gece çaldım, Ömrümde son defa bahtiyar oldum; Ölürken yaşadım, yaşarken öldüm Ve, sustum, sükutu besteler gibi. O gece ne kadar güzeldi mehtap, Sandım ki ruhumda yükseldi mehtap, Gönlümü yıkayan bir seldi mehtap, Rüyada çalınmış buseler gibi. O gece gönlüm de aya vuruldu; İçimde küllenen ateş dirildi. Dünyada ne varsa yere serildi, "O" kaldı... Kalbimi seyreder gibi. O gece sevgim coşkun ırmaktı, Kalbimden taşarak o kalbe aktı; ................... Gözlerime en keskin bakışla baktı: "Ben de seni Atsız, ben de ...." der gibi... Özleyiş Özledim... Yanıklık canıma değdi... Özledim, yıllarca daha özlerim. Hasret türkü olsa, ben onu çalsam, Kırılıp giderdi nice sazlarım... Yatın ümitlerim, uykuya yatın! Bitin hasretlerim, tükenip bitin! Ayrılık ateşi çetinmiş, çetin; Onunla dikleşir bütün düzlerim. Yanımda sanrım, bakarım düştür; Güldüm zannederken gözlerim yaştır. Umduğum ne varsa hepside boştur; Yinede bekliyor onu gözlerim. Sazlar var: Durmadan gurbeti çalar; Hayal var: Gözümü, gönlümü çeler. İçimde bir bülbül şakıyıp çiler: Özledim, yıllarca daha özlerim... Ruh Adam kitabından... Ey vatan! Güzel turan! Sana feda biz varız. Düşman oğlu meydana çık! Kahramanlık kimde ise anlarız. Selam İcim yine sevinçlerle dolup yanıyor; Ruhum sanki deniz olmuş,dalgalanıyor. Uzak uzak ülkelere döndüm seferden; Yaralarim ağır,fakat mestim zaferden; Zafer ümit kaynağının bir çeşmesidir Zafer bir çok gönüllerin birleşmesidir. Gönülleri birleşenler ölse de bir gün Gök kubbede kalacaktır seslerinden ün. Gönülleri birleşenler!Selam sizlere! Uzaklarda dertleşenler!Selam sizlere! Selam sana hücrelerde benzi solan genç! Selam sana ey yılları heba olan genç! İstikbalim gitti diye yaslanma sakın! Istikbalin değil, ruhun Tanrı'ya yakın! O yalancı istikbale bir perde indir! Gerçek yarın unutma ki bir gün senindir! Selam sana yavrusundan ayrılan kadın! Kimbilir sen gizli gizli nasıl ağladın! Ne bir damla gözyaşı dök, ne yasla dövün; Sen yaşarken öksüz kalan yavrunla övün! Gür sütünle aşladigin erlik cevheri Yapacaktır onu yarın yaman bir çeri... Tek bir kadın değilsin sen...Sen bir ocaksın! Madem ki bir adin Atsız, katlanacaksın! Kafkasyada can veren bir şehidin kızı Bir çeliktir...Yüreğinde erir her sızı... Varsın bağrın firkatiyle yavrunun yansın... Yansın,dayan!Çünkü sen de bir kahramansın! Ey ekmeği alınanlar!Selam sizlere! Ey rütbesi çalınanlar!Selam sizlere! Kardes yahut arkadaştır diye evleri, Ocaklari dağıtılan ülkü devleri Selam size! Üstünüzde bütün bakışlar, Bir gün olur,tarih sizi elbet alkışlar! Ey ciğeri parcalanan kahpe veremden Ne beklersin dünyadaki sahte keremden? Ciğerlerin sönüyorken Tanrı'yi andin; Tasa etme,gerçeklesir mukaddes andın. Hepinize sevgilerle coşkun selamlar! Şehitlerimiz bile sizi belki selamlar İçtiginiz ıstıraplar size kımızdır Bu acılar mazimize selamımızdır. En tatlı bir hayalimdir bu selam benim Kırk derece sıcaklikta erirken tenim... Çekiyoruz bunalarak fakat ne çıkar? Ulu Tanrı bir gün elbet bizi yargılar. Bütün dünya sağırlaşsa o bizi dinler Onun rahmet denizinde ruhlar serinler. Ey hırçın genç,ey güzel kız! Bırakın yası... Yeter temiz gönüllerin bizi anması... Toprak ana uyuturken koynunda bizi Yarinkiler biçecektir ektiğimizi, Yeşermesi ektiğimiz tohumun haktır, İste o gün ruhlarimiz şad olacaktır! Selam şanlı mazimize! Selam yarına! Selam zafer ordusunun silahlarına! Ey geçmişin yigitleri! Selam sizlere Ey yarının sehitleri! Selam sizlere! Siz tarihe yazıyorken sanli bir satır Aranizda bulunacak güleç bir batır; Atsız oğlu Yağmur denen bu yağız çeri Atılarak hepinizden daha ileri Güldürecek babasinin yanik ruhunu Ruh ve yürek sagirlari anlamaz bunu Karisinca gövdem yurdun topraklarina Ruhum uçar irkimizin bayraklarina, Varligin sevgisi onlara tasir Kendisi de ay-yildiza belki karisir Bir gün gelip irkimizin gürbüz erleri Adim adim dolasirken kutlu yerleri Vaktiyle bir Atsiz varmis derlerse ne hos Anilmakla hangi bir ruh olmaz ki sarhos? Haydi artik dinsin bütün iztiraplarin Ufuklardan sanli bir gün dogacak yarin Güzellikle sıcaklikla ve ihtisamla... Kumandasiz hazir olup onu selamla! Gönlündeki yaralarin kanini dindir... Yüzdeyüz Türk oldugun gün cihan senindir... Sona Doğru Bilsin cihan ki ben bu cihanın nesindeyim, Bir ülkünün mehabetinin zirvesindeyim. Dünya denen mezellete dalsın her isteyen, Ben ırkımın şeref taşan efsanesindeyim. Herkes bir özleyişle yaşar... bende öylece Altaylar'ın ve Tanrıdağ'ın çevresindeyim. Merdanelikle şöyle bakıp ayrılıklara Son menzilin hüzün dolu kaşanesindeyim. Artık veda zamanına pek fazla kalmadı; Yorgun ve kimsesiz ölümün bahçesindeyim... Topal Asker Ey saçları "alagorsan" kesik hanım kız! Gülme öyle bana bakıp sen arsız arsız! Bacağımla alay etme pek topal diye. Bir sorsana o topallık bana nereden hediye ? Sen Şişli'de dans ederken her gece gündüz, Biz ötede ne ovalar, çaylar, ne dümdüz Yaylaları geçtik, karlı dağları aştık; Siz salonda dans ederken bizler savaştık . Ey dudağı kanım gibi kıpkırmızı kız, Gülme öyle bana bakıp sen arsız arsız! Olan işler dimağını azıcık yorsun! Biliyorum elbisemle eğleniyorsun; Biliyorum baldırını o kadar nazla Örten bir tek ipek çorap kıymetçe fazla Benim bütün elbisemden... Hatta kendimden... Biliyorum: Çünkü bugün şu dünyada ben Neyim? Bir hiç... İşe güce yaramaz topal... Sen sağlamsın, senin hakkın, dünyadan zevk al: Çünkü orda düşmanlarla boğuşurken biz Siz muhteşem salonlarda şarap içtiniz! Ey gözünün rengi bana yabancı güzel, Her yolcunun uğradığı ey hancı güzel! Sen yabancı kucaklarda yaşarken her gün Yapıyorduk bizde kanla, barutla düğün. Sen o sıcak odalarda cilveli, mahmur Dolaşırken... Biz de tipi, fırtına, yağmur, Kar altında kanlar döktük, canlar yıprattık; Aç yaşadık, susuz kaldık, taşlarda yattık. Sen açılmış bir bahardın, biz kara kıştık; Bizden üstün ordularla böyle çarpıştık... Gülme öyle bana bakıp pek arsız arsız Sen ey dışı güzel, fakat içi çamur kız! Sana karşı haykıranı, mecbursun dinle; Bugün hesap göreceğiz artık seninle: Ben cephede geberirken, geride vatan Aşkı ile bin belalı işe can atan Anam, babam, karım, kızım, eziliyorken Dağlar kadar yük altında... gel, cevap ver, sen Bana anlat, anlat bana, siz ne yaptınız? Köpek gibi oynaştınız, fuhşa taptınız! Anavatan boğulurken kıpkızıl kanda Yalnız gönül verdiniz siz zevke, cazbanda... Ey nankör kız, ey fahişe unutma şunu: Sizin için harp ederken yedim kurşunu. Onun için topal kaldı böyle bacağım, Onun için tütmez oldu artık ocağım. Nazlı nazlı yatıyorken sen yataklarda Sallanarak ölü kaldık biz bataklarda. Kalbur oldu süngülerle çelik bağrımız, Bu amansız boğuşmada öldü yarımız, Ya siz nasıl yaşadınız? Bizim kanımız Size şarap oldu sanki... Şehit canımız Güya sizin mezenizdi! Yiyip içtiniz; Zıpladınız, kudurdunuz arsız, edepsiz!.. Gerçi salonlarda senin "yıldız"dı adın, Hakikatte fahişesin ey alçak kadın! Ey allıklı ve düzgünlü yosma bil şunu: Bütün millet öğrenmiştir senin fuhşunu. Omuzun da neden seni fuzuli çeksin? ......................................... Kinimizin şiddetiyle gebereceksin!.. 1926 Türk kızı Pınar başına geldi Bir elinde güğümü; Çattı yay kaşlarını Görünce güldüğümü, Bağlamıştı gönlümü Saçlarını düğümü. Bilmiyordum bu örgü Acaba bir büğümü? Sordum: nerdedir yerin? Nedir senin değerin? Yedi kral vurulmuş, Ne bu ceylan gözlerin? Hangisine varırsın Bu yedi ünlü erin? Şöyle dedi bakarak Göklere derin derin: Kıralların taçları Beni bağlar büğü mü? Orduları açamaz Gönlümdeki düğümü. saraylarda süremem Dağlarda sürdüğümü. Bin cihana değişmem Şu öksüz Türklüğümü... Türkçülük Bayrağı Türk duygusu her Türkçüye en tatlı kımızdır; Türk ülküsü candan da aziz bayrağımızdır. Bayrak ki onun gölgesi Bozkurtları toplar; Bayrak ki bütün kaybedilen yurtları toplar. Nerden geliyor? Tanrıkut'un ordularından! Lakin bize bir beyt okuyor kutlu yarından: Darbeyle gönüllerde yatan ülkü silinmez! Atsız yere düşmekle bu bayrak yere inmez!... TÜRKİSTAN İHTİLALCİLERİNİN TÜRKÜSÜ Ey, Türkistan, şanlı ülke, güzel anayurt! Bir gün gelir kaldırırız yine bayrağı; İ& |